İnebolu’da yazın bittiğini takvim söylemez; son otobüslerin bagajları dolmaya, sahildeki sandalyeler boşalmaya, çarşıdaki kalabalık çekilmeye, yazlıkçıların ardından sokaklarda yine aynı yüzler görünmeye başladığında anlarsınız. Birkaç hafta önce insanın omzuna çarpacak kadar kalabalık olan sahil boyu şimdi sessiz, yaz boyunca para kazanan esnaf (bu sene o sene değildi maalesef) sezonun hesabını yapıyor, gelenler gurbetlerine dönüyor ve biz yine bu şehrin gerçek sahipleriyle, yani kendi derdimizle baş başa kalıyoruz.

Tam da böyle bir günde 78 yaşındaki Salim Uzun Abi’yle oturduk, İnebolu’nun dününü ve bugününü konuştuk.

Elli yıl çalışmış Salim Abi; çocukluğundan emekliliğine kadar bu şehrin içinde yaşamış, askerlik dışında İnebolu’dan pek çıkmamış, hem de hiç... Yani anlattıkları uzaktan duyulmuş bir şehir hikâyesi değil, bizzat yaşanmış altmış yıllık bir hafıza.

Ben sordum, Salim Abi anlattı.

Kereste fabrikalarını anlattı, eski esnafı anlattı, Kazım’ın Lokantası’nı, eski plajı, üç hamamı, otelleri, Evrenye’den pazara gelen kadınları, doktorları, çarşının eski kalabalığını anlattı.

Sonra bugünümüzü anlattı.

Ve akla ister istemez şu soru geliyor: Biz İnebolu’ya ne yaptık?

Bir zamanlar Küre’den, Seydiler’den, Devrekani’den, Kastamonu’dan insanlar denize girmek için İnebolu’ya gelirmiş; bugün kendi denizimize girecek yer arıyoruz.

Üç tarihi hamamımız varmış; bugün yerlerinde yok.

Eski otellerimiz varmış; onlar da yok.

Kereste fabrikaları varmış; o ekonomik hareketlilik yok.

Evrenye’den insanlar sabahın karanlığında yola çıkıp İnebolu pazarına gelirmiş; bugün neden gelmiyorlar sorumuza karşılık Salim Abi’nin sorusuyla baş başayız:

“Ne var İnebolu’da?”

İşte insanı asıl düşündüren cümle bu.

Çünkü bir şehir, kendi insanına “Burada ne var?” dedirtmeye başladıysa, mesele artık yalnızca turizm değildir, yalnızca esnaf değildir, yalnızca belediye değildir; mesele şehrin kendisini kaybetmeye başlamasıdır.

Salim Abi elli yıl çalışmış, bugün kirada ve “Ev yok, köy yok… Emekliliğin tadını nasıl çıkarayım?” diyor.

Ben bu cümleyi uzun uzun düşündüm.

Çünkü İnebolu’nun kaybettikleri bir listeye sığacak kadar az değil.

Ama artık liste yapmanın da zamanı geçti. Şimdi asıl soruyu sormanın zamanı: İnebolu neyi kaybetti, kim neyi koruyamadı?

Ve daha önemlisi: Elimizde kalanları da kaybetmemek için daha ne olmasını bekleyeceğiz?