Hala mı siyaset yapıyorsunuz, hala mı hamaset!
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı! Memleketin bunca derdi, milletin bunca sorusu, adaletin bunca beklentisi ortadayken dönüp dolaşıp yine aynı nakaratı dinliyoruz. İlk günkü heyecan, çeyrek asırlık mücadele, iftiralar, algı operasyonları… Peki ya ahlak? Peki ya adalet? Peki ya bu memleketin insanına karşı taşıdığınız sorumluluk?
AK Parti Kastamonu Milletvekili Halil Uluay, İnebolu İlçe Danışma Meclisi toplantısında fon soruşturması üzerine konuşmuş. Soruşturma tamamlanmadan isimlerin açıklanamayacağını, mahkeme hükmü olmadan insanların hedef gösterilmemesi gerektiğini anlatmış. Hukukun temel ilkeleri bakımından masumiyet karinesini hatırlatmak elbette yanlış değil. Kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmemeli, kimsenin itibarı peşinen infaz edilmemeli. Buna itirazımız yok.
Lakin mesele yalnızca isim açıklanıp açıklanmaması değil ki!
Mesele, kamuoyunun merak ettiği soruların etrafından dolanıp yine bildik siyasi savunma duvarlarının arkasına sığınmak. Mesele, her ciddi iddia karşısında işi algı operasyonlarına, iftiralara, muhalefetin niyetine bağlayıp asıl soruların üzerini örtmeye kalkışmak.
Hala mı siyaset yapıyorsunuz? Hala mı hamaset!
Bir tarafta dolandırıcılık ve usulsüzlük iddiaları, diğer tarafta mağduriyet yaşayan insanlar, kaygıyla bekleyen aileler, birikimini, emeğini, geleceğini ortaya koymuş yurttaşlar… Siz kalkmış, çeyrek asırdır ilk günkü heyecanla çalıştığınızı, bu badireleri de atlatacağınızı, Cumhur İttifakı'nın bu süreçten daha güçlenerek çıkacağını anlatıyorsunuz.
İyi de bu mesele bir siyasi ittifakın güçlenip güçlenmemesi meselesi mi? İnsanların kaybı, iddiaların ciddiyeti, kamu vicdanı bir siyasi haneye artı puan yazmak ya da eksi puan düşmek için mi var?
Devletin demir yumruğu kimin üzerine inecek, bunu elbette yargı belirleyecek. Fakat devletin adaleti, birilerinin üzerine yumruk indirmekten ibaret değildir. Hukuk, yalnızca suçluya ceza vermek değil, suçsuzu korumak, mağdurun hakkını aramak, gerçeği ortaya çıkarmak ve hesap verebilirliği sağlamaktır.
Kimse hükümden önce suçlu değildir. Peki, hükümden önce sorular da mı sorulmayacak? İsimleri peşinen ilan etmek başka şeydir, kamuoyunun bilgi edinme hakkı başka. Soruşturmanın gizliliği başka şeydir, şeffaflık beklentisi başka. Hukuku korumak, suskunluğu kutsamak değildir.
Ve soruyorum: Ahlak ne oldu, adalet nerede, ne yüzle ve ne anlatıyorsunuz? Kendi anlattığınıza siz inanıyor musunuz?
İnebolu'da, Kastamonu'da, memleketin her köşesinde siyasetçiden beklenen, her eleştiriyi iftira, her soruyu algı, her itirazı siyasi hesap sayması değil; soruya cevap vermesi, sorumluluğu üstlenmesi, vatandaşın karşısına açık yüreklilikle çıkmasıdır.
Danışma meclisleri elbette yapılacak, teşkilatlar elbette konuşacak. Ama danışma dediğiniz yalnızca birbirine moral vermek, kendi mahallesine seslenmek, kendi siyasi hikâyesini tekrar etmekse, orada memleketin derdi kime danışılacak?
Bir de şu ilk günkü heyecan meselesi var. Çeyrek asırdır ilk günkü heyecanla çalışıyorsanız, bari milletin adalet beklentisini de ilk günkü ciddiyetle duyun. Çünkü memleketin ihtiyacı, bitmeyen siyasi heyecan değil; eksilmeyen ahlak, gecikmeyen adalet, eğilip bükülmeyen hakikattir.
Dam üstünde saksağan…
Vur beline kazmayı!
Ama kazma, soruların üstüne değil; siyasetin ezberine insin. Çünkü millet artık hamaset dinlemekten değil, cevapsız kalmaktan yoruldu.