Bu hafta çok konuşulmayan ama neredeyse herkesin yaşadığı bir durumdan söz etmek istedim: Arkadaş ayrılıkları ve onun yası.

Romantik ayrılıklar için şarkılar yazılır, filmler çekilir. Ama bir arkadaşla yollar ayrıldığında çoğu zaman o konuyla ilgili cümle bile kurmayız. “Alt tarafı arkadaş” denir. Oysa bağ, adının ne olduğuna bakmaz. İnsan yalnızca partnerine değil, yakın arkadaşına da bağlanır. O bağ zedelendiğinde ortaya çıkan duygu gerçek bir kayıp tepkisidir (Bowlby, 1980). Yas da yalnızca ölümle gelmez; bazen bir mesajın atılmamasıyla, terliklerinizi giyip çat kapı gidebildiğiniz bir eve artık gidemeyeceğinizi, her şeyinizi anlattığınız o kişi tarafından bir daha aranmayacağınızı fark ettiğiniz o anla başlar. Buna karşılık arkadaş ayrılıkları çoğu zaman kafamızı da karıştırır: Hem çok üzülürüz, suçlu hissederiz ya da öfkeleniriz ama bir taraftan da rahatlarız. Bu rahatlama da neyin nesi diyorsanız gelin beraber biraz derinine inelim.

Bazı arkadaşlıklar baştan yoğun, vazgeçilmez ve “çok özel” hissettirir; çünkü tanıdıktır. Tanıdık olan her zaman güvenli değildir, ama konforludur. Onun hissettirdiği duyguyla başa çıkmayı biliriz. Bu duygu her zaman iyi olmasa da… Bir bakarız bazen o ilişkinin içinde sürekli “idare eden” taraf olmuşuz. Bir şemadan örnek verelim: Terk edilme şeması olan biri 3 şekilde davranabilir; ilişki sürsün diye kendisinden çok fazla verebilir, karşısındakine yapışıp sürekli onunla olmak isteyip sevgi bombardımanlarıyla ona nefes aldırmayabilir ya da ona önem vermiyormuş gibi düşünüp karşı tarafa da öyle hissettirir ki zaten bu ilişki bitecek, çok değer vermezse bittiğinde de çok üzülmez. Şema kuramı, erken dönem uyumsuz örüntülerin yetişkin ilişkilerinde benzer kimyalar yarattığını söyler (Young, Klosko, & Weishaar, 2003). Yani suistimal edenle ettirenin aynı masada buluşması tesadüf değildir. Bu bir şema kimyasıdır. Bazı şemalara sahip kişiler birbirlerine çekilirler.

Ne zaman ki kişi kendi örüntüsünü fark eder, işte o zaman ilişki değişmeye başlar. “Sürekli veren taraf olmayacağım.” “Sevilmek için kendimden vazgeçmeyeceğim.” “Her şeyi de bana soruyor, onu yönlendirmekten bıktım.” Bu cümleler büyümenin cümleleridir. Fakat büyüme her zaman karşılıklı ilerlemez. Siz sınır koyduğunuzda karşınızdaki rahatsız oluyorsa, bu da onun örüntüsüne temas ettiğinizdendir. Burada iletişim çok kıymetlidir. Açık ve duygu odaklı iletişimin ilişkisel yakınlığı artırdığı bilinir (Reis & Shaver, 1988). Ama şunu da kabul etmek gerekir: Her ilişki konuşularak kurtarılamaz. Bazen bazı bağlar, büyüdüğünüz için biter.

Yüzüklerin Efendisi’ nde Frodo’ nun Shire’ a dönememesi gibi… Ev yerindedir, insanlar aynıdır, dostluklar oradadır ama Frodo artık aynı kişi değildir. Sam onu çok sever, bırakmak istemez; yine de bazı yolculuklar, yolda beraber neler yaşamış olursanız olun, birlikte tamamlanmaz. Sevgi bitmez ama aynı yerde kalabilme kapasitesi değişir. Bazı arkadaşlıklar da böyledir. İhanet yoktur, düşmanlık yoktur. Sadece dönüşüm vardır.

Kaynakça

· Bowlby, J. (2012). Bağlanma ve kayıp: Üzüntü ve depresyon (Çev. T. V. Soylu). Pinhan Yayıncılık. (Orijinal eser 1980 yılında yayımlanmıştır).

· Karataş, Z., & Uzun, K. (2018). Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri ve kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi. Klinik Psikiyatri Dergisi, 21(2), 123–132.

· Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2016). Şema terapi: Uygulayıcı rehberi (Çev. B. Akkoyunlu & diğerleri). Litera Yayıncılık. (Orijinal eser 2003 yılında yayımlanmıştır).