İnebolu’da bazı insanlar vardır; bir işin ucundan tutar, bir eksik görse tamamlamaya çalışır, bir etkinlik yapılacak olsa koşar, memleket için bir şeyler üretmek adına kendi zamanından, cebinden, emeğinden verir. Hadi canım dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten var o insanlar... Ne makam beklerler ne de her defasında alkış… Tek istedikleri, İnebolu’ya bir değer katmak, bu memleketin yarınlarına küçük de olsa bir iz bırakmaktır.
İsimlerinin anılması bile onlara rahatsızlık verir, gerçi birkaçı mızıdanıyor benim şu kadar katkım var, adım niye anılmıyor diye... Ama sadece bu sitem dillerinde, bakmayın siz hiçbiri takdir peşinde ya da alkış hevesinde değil. Ben biliyorum!
Onlar üstlerine vazife olmasa da gerektiği yerde, zamanda ortaya çıkıverirler. Ama zamanla bir şey değişir. Onların emeği, fedakârlığı ve gayreti alışkanlığa dönüşür. Herkes bilir ki bir iş varsa onlar yapar, bir eksik varsa onlar tamamlar, bir sorun varsa onlar çözmeye çalışır. Böylece sorumluluk paylaşılacak yerde, birkaç insanın omuzlarına bırakılır.
İnebolu’da da memleket sevgisi çoğu zaman sözlerde büyür, iş yapmaya gelince küçülür. Herkesin bir fikri, bir eleştirisi, bir beklentisi vardır; fakat iş elini taşın altına koymaya geldiğinde aynı kalabalığı göremezsiniz. Yük yine aynı insanların sırtındadır.
Peki, hiç düşündük mü? Sürekli koşturan, her çağrıya yetişmeye çalışan, kimseyi kırmamak için kendi yorgunluğunu içine atan o insanlar ne kadar dayanabilir?
Çünkü en fedakâr insanlar bile yorulur. En güçlü görünenlerin de desteğe, anlaşılmaya ve bazen sadece bir teşekkür duymaya ihtiyacı vardır. Onlar geri çekildiğinde ise çoğu zaman eksilen yalnızca bir kişinin emeği değil, yıllardır ayakta tutulan koca bir işin kendisidir.
İşte o zaman herkes şaşırır: “Neden artık eskisi gibi değil?”
Belki de asıl soru şudur: Biz, onlar yorulmadan önce yanlarında olmayı hiç düşündük mü?
Mesela, adam oturmuş başkanı eleştiriyor; Yok efendim hiçbir şeyle ilgilenmiyormuş makamında oturmuyormuş Artık eskisi gibi Çalışmıyormuş Peki bir de şöyle düşündünüz mü tek başına bir adam ne kadar engin tecrübe sahibi olsa da bir yerde yorulur, çöple o uğraşıyor, suyla o uğraşıyor, altyapı üst yapı, üstüne her gün kapısında onlarca insan herkese günlerce hikayeler anlatmak yorucu değil mi? Dahası daha ne yapabilir bir başına, halden anlamanız gerekmiyor mu?
Müftülükte de durum aynı; yüzlerce imam, cami zaten yeterince yük, bir de çıkıp yok ezanın sesi, yok minarenin gölgesi, yok cuma hutbesi derken rahat bırakmıyor kafirler... O da biliyor ses gerçekten rahatsız edici ama, yukarıdan emir gelmeden olmaz... Gel de anlat!
İnebolu’nun daha güzel yarınlara ulaşması için yalnızca iyi niyetli birkaç insanın çabası yetmez. Bu memlekete değer katmak isteyenleri yalnız bırakmamak, sorumluluğu paylaşmak ve emeğin kıymetini zamanında bilmek gerekir.
Her kafadan bir ses çıkarsa ne kaymakam ne belediye başkanı ne amir ne memur mutlu olur. Bırakınız efendim istedikleri köprüleri kursunlar, vizyonlarımızı da geliştirsinler.
Çünkü bir memleketi ayakta tutan, birkaç insanın her yükü tek başına taşıması değil, herkesin elini taşın altına koyabilmesidir. Bu bazen duymazdan gelmektir, bazen görmezden gelmektir, bazen bilmezden gelmektir. Lütfen çalışanları ve çalışmaları boş beleş mevzularla yormayın...
Unutmayalım; insanın kıymeti, yokluğunda anlaşılmadan önce bilinmeli. İnebolu’nun emek veren insanlarına da ihtiyaç duyduğumuzda değil, yanımızdayken sahip çıkmalıyız.
Haydi sahiplenelim birer tane! Yakışanı da budur.
Vesselam.