İnebolu çifte ezan icrası ile malul bir ilçe...

“Malul” diyorum çünkü bugün artık bu güzel geleneğin kendisinden değil, nasıl uygulandığından rahatsızlık duyanların sayısı giderek artıyor. Oysa bizim çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde çifte ezan, İnebolu'nun günlük hayatının bir parçasıydı; rahmetli Naylon Hafız Hüseyin Çınar hocamızın o kendine has kıraatıyla okunan ezanları dinler, huşu içinde susar, ezanın çağrısına kulak verir ve o sesi hayatımızın doğal akışı içinde bir hatıra olarak saklardık.

Bugün ise aynı ezan, aynı ilçe, aynı insanlar fakat bambaşka bir ses düzeniyle karşı karşıyayız.

Yazmamak için çok direndim.

Çünkü konu ezan olunca insanın söylediği sözün nereye çekileceğini, daha cümle bitmeden hangi yaftanın hazırlanacağını biliyor. “Dinsiz”, “imansız”, “ezan düşmanı” denilmesinden çekinen insanlar da bu yüzden susuyor. Hatta yüksek sesten rahatsız olduğu hâlde bunu dile getiremeyen, sırf inancı sorgulanmasın diye içine atan insanlar var.

Oysa bizim derdimiz ezan değil.

Bunu özellikle ve açıkça söylemek gerekiyor:

Biz ezan sussun demiyoruz.

Biz ezan hak ettiği makam ve güzellikle kıraat edilsin, insanın kulağından önce ruhuna ulaşsın, bir çağrı olarak duyulsun, gürültüye dönüşmesin diyoruz.

Çünkü bugün bazı zamanlarda İnebolu'da yaşanan şey ezanı duymak değil, adeta hoparlörlerin birbirleriyle yarışını dinlemek.

Bir camiden ezan yükseliyor, ardından başka bir caminin sesi ona yetişiyor, ses biraz daha açılıyor, sonra bir başka hoparlör devreye giriyor...

Ve ortaya dini bir çağrıdan çok, “Kim daha yüksek ses çıkaracak?” yarışını andıran bir tablo çıkıyor.

Kim galip gelir?

Hangi caminin sesi daha uzağa gider?

Hangi hoparlör daha fazla açılır?

Açıkçası bunların hiçbirisi umurumda değil.

Benim umurumda olan, bu ilçede yaşayan insanların birbirine ve birbirinin hayatına göstermek zorunda olduğu saygıdır.

Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir deriz.

Peki elinden ve dilinden emin olduğumuz insanın kulağını da düşünmeyecek miyiz?

Evinde hastası olanı, yaşlısı bulunanı, küçük çocuğu uyuyanı, sabah işe gidecek olanı, gece çalışanı, dinlenmek isteyen insanı hiç mi düşünmeyeceğiz?

Ezanı duyurmak başka şeydir, ezanı insanın üzerine yıkmak başka şey.

Üstelik mesele yeni de değil.

Daha önce Kaymakamlık makamının hemen dibindeki sesin dahi kısılması sağlanmışken, aynı ilçede vatandaşların yıllardır dile getirdiği bu mesele neden hâlâ çözülemiyor?

Daha önce konu hakkında bilgi sahibi olan hoca efendiler bulunduğu hâlde neden ortak bir ölçü belirlenemiyor?

Neden bu iş “ses ne kadar yüksek olursa o kadar iyi” anlayışına teslim ediliyor?

Ben imamlarımızın niyetini, inancını, samimiyetini tartışmıyorum.

Kimsenin imanını ölçmek, kimsenin ibadetini sorgulamak gibi bir niyetim de yok.

Ben yalnızca şu soruyu soruyorum:

Ezanın güzelliğini neden sesin yüksekliğiyle ölçüyoruz?

Rahmetli Naylon Hafız Hüseyin Çınar hocamızın ezanını hatırlıyorum.

O ezan okunurdu ve insan susardı.

Dinlerdik.

Bir anlığına hayatın gürültüsü çekilir, insan kendi içine dönerdi.

Çünkü ezan sadece ses değildi; makam vardı, kıraat vardı, eda vardı, ölçü vardı, huşu vardı.

Bugün ses o kadar yükseliyor ki bazen ezanın kendisini, yani ruhunu duyamıyoruz.

İşin en tuhaf tarafı ise ezanın yüksekliğinden rahatsız olan insanın hemen inancının sorgulanması.

Hayır!

Bir insan yüksek sesten rahatsız olabilir ve aynı zamanda ezana saygı duyabilir.

Hatta belki de ezana saygı duyduğu için, onun bir gürültüye dönüşmesine itiraz edebilir.

Çünkü ezan bağırmak değildir.

Ezan bir çağrıdır.

Çağrının da adabı vardır.

İnebolu'nun çifte ezan geleneği yaşasın; yaşasın ki çocuklarımız da bizim çocukluğumuzdaki o güzel sesi hatırlayabilsin.

Ama bu gelenek, ses yarışına dönüşmesin.

Camiler birbirleriyle yarışmasın.

İmamlarımız bu konuda yalnız bırakılmasın.

Gerekli düzenleme yapılsın, gerekli denetim yapılsın ve insanların sırf “Bana dinsiz demesinler” korkusuyla sustuğu bir ortam sona ersin.

Çünkü mesele ezanı susturmak değildir.

Mesele ezanı gürültünün içinden kurtarmaktır.

Biz ezan sussun istemiyoruz.

Biz ezanın hak ettiği makam ve güzellikle okunmasını, normal ve makul bir ses düzeyinde insanlara ulaşmasını istiyoruz.

Ezan duyulsun.

Ama insanın üzerine bağırılmasın.

Ezan çağrı olsun.

Gürültü olmasın.

Ve artık şu soruyu sormanın da zamanı geldi:

Allah aşkına, bağıra çağıra davet mi olur?

İnsaf!