Bir kimliğin son kullanma tarihi olur mu? Süresi dolunca ne olacak, vatandaşlığımız mı bitecek?
Çipli kimlik uygulaması 1 Ocak 2017'de başladı. Aradan geçen yılların ardından, ilk alınan kimliklerin on yıllık geçerlilik süresi meselesi de kapıya dayandı. Şimdi yeniden değerleme oranları, yenileme ücretleri, biyometrik fotoğraf masrafları derken vatandaşın önüne yeni bir hesap çıkarılıyor.
Konuşulan rakamlar üzerinden gidersek, kimlik yenileme ücreti 281 TL, taze çekilmiş biyometrik fotoğrafın bedeli de 500 TL. Yani bir vatandaşın kimliğini yenilemesi 781 TL'ye mal oluyor.
Dört kişilik bir ailenin hesabı 3 bin 124 TL.
Asgari ücretin, emekli maaşının, mutfak masrafının, faturaların hesabını zaten her gün yeniden yapan insanımıza bir de kimlik hesabı açıyoruz. Cebimizdeki kimlik eskiyor, cebimizdeki para da her geçen gün biraz daha eksiliyor.
Üstelik 85 milyon vatandaşın tamamının aynı dönemde yenileme yapacağı varsayımıyla hesaplandığında ortaya 66 milyar 385 milyon TL, yuvarlak hesapla 66,4 milyar TL çıkıyor. Elbette bu, herkesin aynı yıl yenileme yapacağı anlamına gelmiyor. Ama meselenin toplumsal maliyetini göstermeye yetiyor.
Şimdi soralım.
Bir kimliğin neden son kullanma tarihi olur ki?
Süresi dolunca ne olacak, vatandaşlığı mı bitecek? Devletle vatandaş arasındaki bağın, plastik bir kartın üzerindeki tarihle ne ilgisi var? Kimliğin süresi dolunca insanın adı mı değişecek, memleketi mi değişecek, nüfus kaydı mı buharlaşacak?
Elbette kimlik belgelerinin güvenliği, güncelliği, sahteciliğin önlenmesi, fotoğrafın kişiyi doğru tanıtması gibi gerekçeler olabilir. Devletin vatandaşını doğru tanıması da bir ihtiyaçtır. Fakat ihtiyaç dediğimiz şeyin ölçüsü, yöntemi ve vatandaşa çıkardığı fatura da sorgulanmak zorundadır.
Mesele tam burada başlıyor.
Kimlik yenilemek gerçekten zorunluysa bunun bedelini kim, neden, neye göre ödüyor? On yıllık sürenin sonunda bütün bu masrafın yeniden vatandaşa yüklenmesi ne kadar makul? Hele hele biyometrik fotoğrafın güncel fiyatı 500 liraya dayanmışken, kimlik yenilemenin kendisinden daha pahalı bir fotoğraf masrafıyla karşılaşmak, vatandaşa nasıl bir kamu hizmeti anlayışı sunuyor?
Bir de şu çip meselesi var.
Bu çip ne işe yarıyor? Hangi işlemlerde, hangi kolaylığı sağlıyor? Vatandaşın hayatına hangi somut faydayı katıyor? Kamu hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor mu, yoksa kimliğin içine yerleştirilmiş, varlığıyla övünülen ama işlevi vatandaşa yeterince anlatılmayan bir teknoloji olarak mı kalıyor?
Çipin vatandaşın her adımını izlemek, fişlemek ve kontrol etmek için kullanıldığına dair elimizde bir kanıt olmadan böyle bir hüküm vermek doğru olmaz. Ama vatandaşın bunu sormasını da kimse yadırgamasın. Çünkü güven, yalnızca teknolojiyle değil, şeffaflıkla kurulur. Verinin ne amaçla toplandığı, nerede kullanıldığı, kimlerin eriştiği ve nasıl korunduğu açıkça anlatılmalıdır.
Bir çipin varlığı tek başına gözetim anlamına gelmez. Fakat vatandaşa açıklanmayan her uygulama, insanın aklında yeni bir soru işareti bırakır.
Ve asıl soru şu: Madem bu kadar masraf ediliyor, madem bu kadar büyük bir yenileme ekonomisi oluşuyor, o hâlde bunun karşılığında vatandaş ne kazanıyor?
Kimlik kartı bir ticari mal değildir. Vatandaşın devlete açılan kapısıdır. Devletin vatandaşa verdiği, onun yurttaşlığını ve kimliğini belgeleyen bir kamu aracıdır. Bu işin bir de ticaret mantığına teslim edilen tarafı varsa, oturup düşünmek gerekir.
Bir kimliğin son kullanma tarihi olabilir. Güvenlik gerekçesiyle yenilenmesi de gerekebilir. Ama vatandaşın aklındaki soruları küçümsemenin, bu masrafları sıradanlaştırmanın da bir son kullanma tarihi olmalı.
Biz zaten her gün hayatın içinde kimlik gösteriyoruz. Bankada, hastanede, devlet dairesinde, kapıda, ekranda…
Şimdi bir de kimliğimizi yenilemek için cebimizi göstereceğiz.
Devlet vatandaşını tanısın, elbette. Ama vatandaş da devletin kendisinden ne istediğini, neden istediğini ve bunun bedelini niçin kendisinin ödediğini bilsin.
Haksız mıyım!