Coğrafya kader midir?

Bence değildir.

Bence kader insandır, insandandır. Bir şehrin kaderini yalnızca dağları, denizi, toprağı ya da iklimi belirlemez. O şehrin kaderini, orada yaşayan insanların aklı, hayali, cesareti, öngörüsü ve geleceğe bakabilme yeteneği belirler. Çünkü insan ne kadar vizyoner, ne kadar öngörülü ve yüzü geleceğe dönükse, yaşadığı yeri de o kadar mükemmel bir yaşam alanına dönüştürebilir.

Mesele biraz da geçmişle nasıl bir ilişki kurduğumuzla ilgilidir. Geçmiş elbette önemlidir. Tarih, bir şehrin hafızasıdır; kahramanlıkları, acıları, mücadeleleri ve hikâyeleriyle o şehri şehir yapan en önemli değerlerden biridir. Ancak geçmiş, geleceğin yerine konulduğu zaman artık bir hafıza olmaktan çıkar ve insanın, dolayısıyla şehrin ayaklarına bağlanan bir zincire dönüşür.

İnsan ne kadar tarihinde yer alan kahramanlık öykülerine bağımlı yaşarsa, o kadar geçmişte yaşamaya ve yaşadığı yeri de geçmişin karmasına esir ederek gelişmesine set çekmeye başlar.

İşte tam da bu nedenle İnebolu'nun bugün yaşadığı bocalamaya şaşırmamak gerekiyor. Sürekli tarih çöplüğünde eşelenen, geçmişin başarılarını yeniden yeniden anlatan ama geleceğe dair yeni bir hikâye yazmakta zorlanan bir şehir görüntüsüyle karşı karşıyayız.

Oysa İnebolu'nun tarihi zaten yeterince güçlü.

İstiklâl Yolu burada, Şeref ve Kahramanlık Günü burada, İstiklâl Madalyası burada, Şerife Bacı'nın hikâyesi burada. Denizi, limanı, dağları, doğası ve kendine özgü şehir dokusuyla geleceğe taşınabilecek büyük bir potansiyeli de burada.

Peki geleceği nerede?

Asıl sormamız gereken soru bu.

Bugün İnebolu'da kültürün, sanatın, kitabın, eğitimin, yeni fikirlerin, gençlerin hayallerinin ve çağın gereklerinin ne kadar yer bulduğunu sorgulamamız gerekiyor. Çünkü bir şehri geleceğe taşıyacak olan yalnızca restorasyonlar, tabelalar, törenler ve anma günleri değildir. Bunlar elbette önemlidir; fakat tek başına hiçbir şehir bunlarla geleceğe hazırlanamaz.

Gelecek; kitapla, sanatla, eğitimle, teknolojiyle, üretimle, girişimcilikle, turizmle ve gençlerin önünü açan yeni fikirlerle kurulur. Her şeyden önce de zihinsel bir değişime ihtiyaç vardır.

Bir şehrin geleceğini kurmak için önce o şehri yönetenlerin geleceği hayal edebilmesi gerekir. Çünkü bugünü yönetmek başka, yarını kurmak bambaşka bir iştir.

Eğer yönetenlerin kapasitesi ve vizyonu yalnızca mevcut düzeni(!) sürdürmeye yetiyorsa, ilçe de olduğu yerde dönüp durur. Yıllar geçer, dünya değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir; fakat ilçe aynı yerde kalır. Sonra da dönüp coğrafyayı suçlarız.

Oysa mesele coğrafya değildir.

Mesele zihniyettir.

İnebolu'nun denizi geleceğe engel değil, fırsattır. Dağları bir engel değil, sahip olduğu büyük potansiyelin parçasıdır. Tarihi ise geçmişte takılıp kalmak için değil, geleceğe güç vermek için kullanılmalıdır.

Yeter ki geçmişte yaşamaktan vazgeçip geçmişten güç alarak geleceğe yürümeyi bilelim.

Çünkü şehirleri kader değil, insanlar kurar.

Ve bir şehrin kaderi, o şehri yönetenlerin hayal edebildiği gelecek kadar büyüktür.

Vesselam.