Bazı insanlar bir şehirden ayrıldığında yalnızca adresini değiştirmez; yıllardır içinde taşıdığı başka bir şehrin kapısını açar ve belki de hayatının kendisine biçtiği görünmez kaderden sıyrılıp, çok daha önce başlamış fakat yarım kalmış bir yolculuğa yeniden çıkar; çünkü insan bazen bir yere gitmez, aslında yıllardır içinde uyuyan bir yere döner.

Adem Salcıoğlu’nun İstanbul’dan Kastamonu’ya uzanan hikâyesi biraz böyle; İstanbul’da yirmi beş yıl yaşamış, mesleğini orada kurmuş, fotoğrafçılıktan marka iletişimine, yazarlıktan reklamcılığa kadar kendisine yeni yollar açmış ve tam da önünde başka bir kariyer kapısı belirirken, yıllardır zihninin bir köşesinde sessizce bekleyen Kastamonu hayalinin sesini yeniden duymuş.

2000’li yılların başında Kastamonu için bir internet portalı kurmaya çalışmış, yıllar sonra bu düşünce Rota 37’ye dönüşmüş ve nihayetinde İstanbul’daki düzenini bırakarak Kastamonu’ya yerleşmiş; dışarıdan bakıldığında bir şehir değiştirme gibi görünen bu kararın ardında ise yıllarca ertelenmiş bir hayalin, “Daha ne kadar bekleyeceğim?” sorusuna verdiği cevap var.

Rota 37 yalnızca bir tv projesi veya programı değil, aynı zamanda bir memleketin hafızasına doğru yapılan yolculuk olmuş; fakat bu yolculukta karşısına çıkan en büyük sorun, bilgi yokluğu değil, bilginin dağınıklığı ve doğru bilgiye ulaşmanın güçlüğü olmuş. Araştırmacılar, yazarlar, akademisyenler ve yaşayan hafıza var, fakat bunları bir araya getiren ortak bir kültür envanteri olmayınca yanlış bilgiler de kolayca gerçekmiş gibi dolaşıma girebiliyor.

Salcıoğlu’nun bir yanlış bilgiyi fark ettikten sonra programı sürdürmek yerine geri çekilip önce bilgiye ulaşmayı öğrenmeyi seçmesi, bana göre Rota 37’nin en kıymetli tarafı; çünkü memleket sevgisi yalnızca güzel görüntüler çekmek, geçmişle övünmek ve aynı hikâyeleri tekrar etmek değil, yanlışı düzeltmek, belgeyi aramak, unutulanı kaydetmek ve hafızayı geleceğe bırakacak kadar ciddiye almaktır.

İnebolu’nun da Kastamonu’nun da bugün ihtiyacı kesinlikle budur; sandıklarda bekleyen fotoğrafları, yaşlıların hafızasında kalan isimleri, eski evlerin ve dükkânların hikâyelerini, belgeleri, mektupları ve unutulmaya yüz tutmuş bütün o küçük ayrıntıları bir araya getirerek, törenlerde birkaç cümleyle anlatılan geçmişi yaşayan bir hafızaya dönüştürmek.

Çünkü şehirler yalnızca taşla, toprakla, binalarla kurulmaz; hafızayla kurulur. Hafızasını kaybeden şehir, geçmişini değil, zamanla kendisini de kaybeder.

Adem Salcıoğlu’nun Rota 37’si ve beraberinde yaptığı kıymetli proje, girişimler bu yüzden benim için yalnızca İstanbul’dan Kastamonu’ya uzanan bir yol değil; insanın yıllarca içinde taşıdığı bir çağrıyı nihayet duyduğu, o çağrının peşinden yürüdüğü ve sonunda bazı yolların haritada değil, insanın kendi içinde başladığını anladığı uzun bir hikâyedir.

Çünkü bazı yollar ve kader insanı bir yere götürmez; insanı kendisine geri getirir.