Nietzsche'nin zihnime düşen o sözü günlerdir peşimi bırakmıyor:

"Kutsal kitaplarda çokça adı geçen şeytan, gerçek dünyada size ahlak dersi veren bir yobazdan başka bir şey değildir."

Ben bu sözü okurken aklıma ne cehennem geldi ne de boynuzlu ve korkunç bir yaratık...

Aklıma direkt siyaset geldi.

Çünkü bu ülkede şeytanın en sevdiği yer ne mağaralar ne karanlık ormanlardır...

Kürsülerdir.

Mikrofonlardır.

Kameralardır.

Gazete köşeleridir.

Cehalet cemaatleridir.

Ve elbette alkış sesleridir.

İnebolu küçük bir ilçe malum...

Ama Türkiye'nin küçük bir maketi gibi.

Seçim zamanı herkes memleket sevdalısı... Derneği, partisi, azası...

Seçim bitince herkes birbirinin rakibi.

Bir bakıyorsunuz demiryolu geliyor...

Ertesi gün raylar yine haritada kalıyor.

Liman büyüyor deniliyor...

Ama gençler yine otobüs terminalinden tek yön bilet alıyor.

Turizm konuşuluyor...

Kültür konuşuluyor...

Edebiyat konuşuluyor...

Konuşuluyor da konuşuluyor...

Biz artık projeleri değil, proje sunumlarını alkışlayan bir toplum olduk.

En ilginci de şu...

Kim iktidara yakınsa kendini melek ilan ediyor.

Kim muhalefetteyse ötekini şeytan ilan ediyor.

Sonra seçim oluyor...

Melek şeytan oluyor...

Şeytan melek oluyor.

Değişmeyen tek şey ise vatandaşın cebindeki boşluk oluyor.

Demek ki mesele kanatlar ya da boynuzlar değilmiş.

Mesele koltukmuş.

İnebolu uzun yıllardır göç veriyor.

Her giden genç, aslında bu ilçenin sessiz istifa dilekçesidir.

Ama biz hâlâ neden gittiklerini konuşmuyoruz.

Festival yapınca genç dönecek zannediyoruz.

Bir konserle gelecek kurulur sanıyoruz.

Birkaç afiş asınca kültür politikası yaptığımızı düşünüyoruz.

Kültür; yılda üç gün kurulan sahne değildir.

Kültür, kalan insanı yaşatabilmektir.

Sonra başlıyoruz birbirimizi suçlamaya.

Muhalefet iktidarı...

İktidar muhalefeti...

Belediye Ankara'yı...

Ankara belediyeyi...

Vatandaş da kaderi suçluyor.

Ne güzel...

Herkes suçlu.

O hâlde kimse sorumlu değil.

İşte şeytan tam bu cümlenin içine yerleşiyor.

Bir de ahlak tüccarları var.

Kamunun malını kendi malı gibi kullanırken dürüstlük nutku atanlar...

Liyakati anlatırken ilk telefonunu yakını için açanlar...

Şeffaflıktan bahsedip perdeleri sonuna kadar kapatanlar...

Eleştiriye tahammülü olmayıp demokrasi konferansı verenler...

Şeytan bunları görse herhâlde "Benim marka değerimi düşürmeyin." diye dava açar.

İnebolu'nun ihtiyacı yeni sloganlar değil.

Yeni afişler değil.

Yeni hamaset hiç değil.

İhtiyacı; hesap verebilen siyaset...

Konuştuğu kadar dinleyen yönetici...

Partisinden önce memleketini düşünen insanlar...

Ve alkıştan çok itiraza değer veren bir demokrasi.

Çünkü alkış büyütmez.

Eleştiri büyütür.

Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.

"Şeytan kim?"

Hayır...

Asıl soru şu:

Şeytana en rahat çalışma ortamını kim hazırlıyor?

Korkunun konuştuğu...

Liyakatin sustuğu...

Eleştirinin ihanet sayıldığı...

Sadakatin ehliyetin önüne geçtiği her yerde...

Şeytanın işi çok kolaydır.

Üstelik onun seçim kazanmasına da gerek yoktur.

Çünkü insanlar vicdanlarını sandığa değil, korkularına teslim ettiği gün...

Şeytan çoktan iktidara gelmiştir.

Vesselam.