İnebolu’nun adı ne zaman geçse, benim aklıma yalnızca deniz, liman, İstiklal Yolu ve Kurtuluş Savaşı gelmiyor. Bir de şapka geliyor.
Çünkü bu şehir, Cumhuriyet tarihinin en önemli kırılma noktalarından birine tanıklık etmiş bir şehir.
Mustafa Kemal’in 1925 yılında İnebolu’da yaptığı Şapka Nutku, yalnızca bir kıyafet değişikliğini anlatmıyordu. O konuşmanın arkasında daha büyük bir fikir vardı: Eski alışkanlıkların, eski zihniyetlerin, eski korkuların yerine aklı, bilimi ve çağdaşlığı koymak.
Şapka, aslında görünen taraftı.
Asıl devrim kafanın içindeydi.
Bugün aradan yüz yılı aşkın zaman geçti. Şapkalar değişti, kıyafetler değişti, şehirler değişti. Fakat insanın kafasının içindeki bazı eski alışkanlıklar hâlâ yerli yerinde duruyor.
İşte benim derdim biraz da burada başlıyor.
Biz devrimleri anıyoruz ama devrimci düşünmeyi unutuyoruz.
Her yıl aynı cümleleri söylüyor, aynı fotoğrafları paylaşıyor, birkaç protokol konuşması yapıyor, sonra da hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Oysa devrim, törenlerde hatırlanacak bir tarih değildir.
Devrim; bugünün sorunlarına dünün alışkanlıklarıyla cevap vermemektir.
Tam burada İnebolu’nun başka bir evladını, Bülent Uluer’i saygıyla anıyorum...
Bülent Uluer, hayatını inandığı düşünceler uğruna mücadele ederek geçirmiş bir devrimciydi. Onun siyasi görüşlerini herkes benimsemek zorunda değil. Zaten devrimci düşüncenin önemli taraflarından biri de budur: İnsanı düşünmeye, sorgulamaya ve itiraz etmeye zorlar.
Uluer’in hayatına baktığımda, beni en çok düşündüren şey, inandığı fikirlerin arkasında durma cesareti oluyor.
Bugün ise cesaretin yerini çoğu zaman konfor almış durumda.
Herkes konuşuyor ama çok az insan bedel ödemeyi göze alıyor.
Herkes özgürlükten söz ediyor ama kendi düşüncesinden farklı bir fikre tahammül etmekte zorlanıyor.
Herkes Cumhuriyet diyor ama Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biri olan sorgulama kültürünü unutuyor.
İnebolu’nun tarihine baktığımızda ise bunun tam tersini görüyoruz.
İnebolu, gerektiğinde cepheye cephane taşıyanların, gerektiğinde düşüncesini yüksek sesle söyleyenlerin şehri.
Şapka Nutku’nun İnebolu’da yapılmış olması da bu yüzden sıradan bir tesadüf değil.
Burası yalnızca bir konuşmanın yapıldığı yer değil; değişimin sembol şehirlerinden biri.
Bugün İnebolu’nun yapması gereken, bu tarihi yalnızca geçmişin hatırası olarak taşımak değil.
Yeni bir gelecek fikri üretmek.
Kütüphaneler açmak, gençleri okumaya teşvik etmek, sanata sahip çıkmak, bilimi konuşmak, tarihini araştırmak, kültürünü korumak ve en önemlisi düşünmek.
Çünkü devrim, başımıza takılan şapkayla bitmedi.
Belki de asıl mesele şimdi başlıyor: Şapkayı değiştirmek kolaydı. Asıl zor olan, kafanın içindekini değiştirmekti.
Ve galiba yüz yıl sonra hâlâ aynı sorunun karşısındayız: Şapkamız değişti de zihnimiz gerçekten değişti mi?