Avare adam ne yaparsa rutin hergün aynı şeyleri yaparak farklı sonuç ya da sürpriz bir gelişme beklediniz mi hiç? Ben son zamanlarda her akşam Boyran turunda, sahil soluklanmalarında, sıkıcı gündemden kaçıp İnebolu'nun sokaklarında dolaşırken bazen düşünüyorum... Evet, düşünüyorum. Size çok şaşırtıcı geldiğinden eminim. Bazen insan düşünmeden edemiyor işte!

Ne düşündüğümü söylesem mi diye de düşünüyorum. Çünkü, bu memleket düşün, düşüncenin, hatta düşüncenin düşüncesinin bile fersah fersah uzağında bir evrende gibi...

Neyse, anlatayım: Biz gerçekten yoksul bir ilçe miyiz, yoksa yıllardır elimizdekini bırakmaktan korkan insanların yaşadığı bir ilçe mi?

Çok saçma geldi değil mi?

Hanımeli Kafe'de oturmuş kahvemi yudumlarken bir hikaye düştü önüme... Maymun tuzağı!

Eski bir hikâyedir anlatılır. Mevzu şöyle efendim:

Dar ağızlı bir testinin içine birkaç fındık ya da yiyecek koyarlar. Maymun elini uzatır, avucunu doldurur. Yumruğunu sıktığı anda eli testiden çıkmaz. Özgürlüğü için yapması gereken tek şey avucunu açmaktır. Ama o, birkaç fındığı bırakmayı göze alamaz. Avcı gelir, onu kolayca yakalar. Hikaye bu kadar...

Bu hikâye bana nedense hep İnebolu'yu hatırlatıyor.

Çünkü biz de yıllardır aynı testinin başında bekliyoruz.

Limanımız var ama limanın geleceğini konuşamıyoruz.

Turizm diyoruz ama tarihi evlerimizi, sokaklarımızı ve kültürel mirasımızı korumakta gecikiyoruz.

İstiklal Madalyası ile gurur duyuyoruz ama o madalyanın yüklediği sorumluluğu her gün omuzlarımızda hissediyor muyuz?

İnebolu Kemanesi'ni anlatıyoruz, Şerife Bacı'yı anıyoruz, geçmişimizle övünüyoruz. Bunların hepsi kıymetli. Ama geçmişi sadece anlatarak geleceği kuramayız.

Bir ilçe, sadece hatıralarla yaşayamaz.

En acısı da şu...

Hep anlatıyorum; İnebolu'nun en büyük sorunu hiçbir zaman para/bütçe değildir.

Birlik olamamaktır.

Her konuda taraf oluyoruz.

Her konuda bölünüyoruz.

Bir proje ortaya çıkıyor; önce fikrine değil, sahibine bakıyoruz.

Bir yatırım konuşuluyor; desteklemek yerine neden olmaması gerektiğini anlatıyoruz.

Bir genç bir şey yapmak istiyor; cesaret vermek yerine hevesini kırıyoruz.

Sonra da "Bu ilçe neden gelişmiyor?" diye soruyoruz.

Belki de cevap çok uzakta değil.

Velhasılı kelam...

Belki de hepimiz avucumuzda bir şeyleri sımsıkı tutuyoruz.

Kırgınlıklarımızı...

Küçük hesaplarımızı...

"Ben demiştim." deme hevesimizi...

Mahalle kavgalarımızı...

Oysa İnebolu, Kurtuluş Savaşı'nda omuz omuza yürüyen insanların ilçesidir.

O günlerde kimse sandığa, partiye, görüşe bakmıyordu.

Memleket söz konusu olduğunda herkes aynı yükün altına omuz veriyordu.

Bugün ise aynı sokağı paylaşan insanlar, aynı hayali paylaşmakta zorlanıyor.

Belki de artık kendimize dürüstçe şu soruyu sormalıyız: İnebolu'yu gerçekten imkânsızlıklar mı geride bırakıyor? Yoksa birbirimize duyduğumuz güvensizlik, bitmeyen kırgınlıklar ve bırakamadığımız küçük hesaplar mı?

Çünkü bir ilçeyi geri bırakan şey, bütçe eksikliği değildir.

Açılmayan bir avuçtur.

Oy uğruna işe aldığımız işe yaramaz adamlar, işe göre adam değil adama göre iş uydurma cinliği, yapmış olmak için yapılmış gereksiz yatırımlar, plan program dışı keyfi uygulamalar...

Bunlar hep avucumuzda tuttuklarımız. Bunlar hep görünmez zincirlerimiz. Bunlar hep bugüne özel adımlar...

Değişim şart diye yazan ne ilk ne son kişiyim... Avucumuzu hele bir açalım ve serbest bırakalım gereksiz tüm avucumuzda sıktıklarımızı... Bırakalım gereksiz insanlar ve işler sarmalını. Değiştirelim şu baston siyasetini!

Ve unutmayalım...

İnebolu'yu değiştirecek olan ne Ankara'dan zaten birilerinin emme basma tulumbası olmuşlarından gelecek bir müjde ne de seçim meydanlarında verilen saçma sapan karşılıksız vaatlerdir.

İnebolu'yu değiştirecek olan, aynı ilçenin insanlarının yumruklarını sıkmayı bırakıp birbirlerine el uzatabilmesidir.

İşte o gün, testiden yalnızca elimiz değil, geleceğimiz de kurtulacaktır.

Vesselam.