İnebolu... Cumhuriyet tarihine adını iki İstiklal Madalyası ile yazdırmış bir memleket... Bir zamanlar kağnılarla cephane taşıyan insanların omuzlarında yükselen bu şehir, bugün birkaç tomruk kamyonunun altında ezilen asfaltına bile sahip çıkamıyorsa, dönüp sadece yola değil, bu memleketi yöneten anlayışa bakmak gerekir; çünkü asfaltı kıran kamyon olabilir ama devleti yöneten iradeyi kıran şey, koordinasyonsuzluk, ilgisizlik ve "nasıl olsa hesabını soran olmaz" rahatlığıdır.

Geçen yıl milyonlarca lira harcanarak yapılan Bitümlü Sıcak Karışım asfalt, daha bir yılını doldurmadan ağır tonajlı araçların altında parçalandı. Bir kamu kurumu yaptı, başka bir kamu kurumunun faaliyetleri sırasında zarar gördü. İşte Türkiye'nin küçük bir ilçedeki büyük fotoğrafı budur. Sağ elin yaptığından sol elin haberi yok. Aynı devletin kurumları birbirinden habersiz hareket ediyor, faturayı ise ne makam araçlarıyla gezenler ödüyor ne de klimalı odalarda rapor hazırlayanlar... Bedeli yine köylü ödüyor.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu ilçede koordinasyondan sorumlu olanlar tam olarak neyi koordine ediyor? Bir yol yapılmadan önce, orman kesim programı ile yol yatırım programı aynı masaya yatırılamıyor mu? Bir telefon, bir toplantı, birkaç satırlık planlama bu zararı önleyebilecekken, neden milyonlarca liralık kamu yatırımı göz göre göre riske atılıyor? Yönetmek, sadece temel atma törenlerinde kurdele kesmek değildir; yapılan işi koruyabilmektir.

Sonra çıkıp "kamu tasarrufu" deniliyor... Vatandaşa kemer sıkması öğütleniyor... İsrafla mücadele nutukları atılıyor... Peki, daha bir yıllık asfaltın parçalanması israf değil mi? Milyonlarca liralık yatırımın göz göre göre heba edilmesi tasarruf anlayışının neresine sığıyor? Devletin kasasından çıkan para, siyasetçinin cebinden çıkmıyor olabilir ama bu milletin cebinden çıkıyor. Emeklinin vergisinden çıkıyor. Esnafın ödediği vergiden çıkıyor. Çiftçinin mazotundan çıkıyor.

Şimdi İl Genel Meclisi bir düzenleme hazırlıyor. Yol tahribatına neden olanlardan bedel alınacak deniliyor. Elbette alınmalı. Hukuk bunu gerektirir. Kamu vicdanı bunu gerektirir. Ama vatandaşın beklediği yalnızca yeni bir tarife değildir. Vatandaş, bu yol neden korunamadı, bunun siyasi ve idari sorumluluğunu kim üstlenecek, onu duymak istiyor. Çünkü gerçek hesap, sadece hasar bedelini tahsil etmekle değil, aynı hataların tekrarını önlemekle verilir.

İnebolu'nun yıllardır yaşadığı tablo değişmiyor. Bir gün banka kapanıyor, bir gün yatırım erteleniyor, bir gün yol bozuluyor, bir gün gençler göç ediyor. Her olay birbirinden bağımsızmış gibi anlatılıyor. Oysa hepsi aynı zincirin halkalarıdır. Planlamanın zayıflığı, kurumlar arasındaki iletişimsizlik ve yerel sorunları günü kurtaracak açıklamalarla geçiştirme alışkanlığı...

İki İstiklal Madalyası elbette gurur kaynağıdır. Ama madalyalar, yalnızca törenlerde yakaya takılacak hatıralar değildir. O madalyaların bir sorumluluğu vardır. Eğer bugün İnebolu'nun yolu bir yıl dayanmayacak hâle geliyorsa, köylü sesini duyuramıyorsa ve milyonlarca liralık kamu yatırımı göz göre göre zarar görüyorsa, mesele artık sadece bir asfalt meselesi değildir; mesele, bu memleketin yönetilme biçimidir.

Çünkü sahipsiz bırakılan sadece bir yol değildir.

Sahipsiz bırakılan, İnebolu'nun kendisidir.