Bir şehrin gerçekten gelişip gelişmediğini anlamak için sadece yapılan binalara, dökülen asfalta, açılan yollara ya da hazırlanan projelere bakmamak gerekir. O şehrin kitapla, sanatla, edebiyatla ve kendi kültürel geçmişiyle ne kadar ilgilendiğine de bakmak gerekir.

Çünkü şehirleri sadece beton, asfalt, kafe, seyir terası, park bahçeler büyütmez.

Şehirleri fikir büyütür.

İnebolu Kültür ve Sanat Derneği’nin, Oğuz Atay anısına bu yıl altıncısını düzenlediği Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü bu açıdan çok önemli buluyor, emeği geçen tüm değerli dostları yürekten kutluyorum.

Bu yıl “Uzun Metraj” adlı öyküsüyle İnal İnal ödüle layık görüldü. On öykü de hazırlanacak seçkiye değer bulundu. Türkiye’nin farklı yerlerinden yazarların eserlerini İnebolu’da buluşturan bu çalışma, ilçemizin kültür hayatı için hiç de küçümsenmeyecek bir değer taşıyor.

Ama burada asıl konuşmamız gereken, ödülü kimin aldığı kadar, böyle bir ödülün neden yıllardır birkaç gönüllünün emeğiyle yaşatılmak zorunda kaldığıdır.

Benim itirazım da tam burada başlıyor.

Kültür ve sanat, şehir yöneticilerinin aklına sadece işlerine geldiği gibi değil ya da özel günlerde gelmemeli.

Bir etkinlikte protokol sırasına oturmak, birkaç fotoğraf çektirmek ve plaket vermek için bile tenezzül etmeyen birilerinin kültür politikası yok hükmündedir...

Kültür politikası; yazarın yanında durmak, gençleri okumaya ve yazmaya teşvik etmek, yerel hafızayı kayıt altına almak, kitap yayımlamak, sanatçıya alan açmak ve bütün bunları bir kişinin ya da birkaç gönüllünün kişisel fedakârlığına bırakmamaktır.

İnebolu’nun çok köklü bir tarihi geçmişi var. İstiklal Madalyası var.

Şapka Nutku var.

Kuvayı Milliye ruhu var.

Tamam da sadece geçmişimizle övünerek geleceğimizi kuramayız.

Bugünün İnebolu’sunun da anlatacak hikâyeleri, yetiştirecek yazarları, destekleyecek sanatçıları ve gelecek kuşaklara bırakacağı kültürel eserleri olmalı.

Oğuz Atay Öykü Ödülü bu yüzden sadece bir yarışma değil.

Bir genç yazarın “Ben de yazabilirim.” deme cesareti.

Bir şehrin kültürel hafızasına düşülen bir not.

Ve belki de en önemlisi, İnebolu’nun sadece geçmişiyle değil, bugün ürettiği değerlerle de anılabileceğinin kanıtı.

Ekim ayında yapılacak ödül töreni elbette önemli olacak.

Ama asıl mesele tören bittikten sonra başlayacak.

Bu ödülü nasıl büyüteceğiz?

Gençleri edebiyatla nasıl buluşturacağız?

İnebolu’yu bir kültür ve edebiyat merkezi haline getirmek için ne yapacağız?

Bunları dert edinen birileri var mı?

Elbette hayır, ama olmalı!

Çünkü bir şehri geleceğe taşıyan sadece yolları değil, insanlarının kurduğu cümlelerdir.

Ve İnebolu’nun artık o yeni cümlelere ihtiyacı var.

Vesselam...