Mesele siyaset değildir.
Hatta mesele yalnızca memleket meselesi de değildir.
Mesele, ne yazık ki zihniyet meselesidir.
Sel ve taşkın dediğimiz şey, gökten ansızın inen bir kader hükmü değildir. Bilimin yıllardır anlattığı, uzmanların defalarca uyardığı, hangi dere yatağının taşacağını, hangi vadinin risk taşıdığını büyük ölçüde öngörebildiği bir gerçektir. Buna rağmen hâlâ aynı acıları yaşıyorsak, dönüp aynaya bakmamız gerekir.
Bir kentin taşkın planı yoksa, dere yatakları imara açılmışsa, altyapı çalışmaları günü kurtaran üç beş palyatif dokunuştan ibaret kalmışsa, yapılan yatırımlar yerelin gerçek ihtiyaçlarına göre değil de vitrine göre şekillenmişse; yaşanan felaketin adı yalnızca "doğal afet" değildir. Bu, yılların ihmalinin, plansızlığının ve vizyonsuzluğunun sonucudur.
Bozkurt'ta yaşanan büyük sel hepimizin hafızasında. Onca can kaybı, onca acı, onca gözyaşı... Demek ki ders olmamış. Taşkın alanlarında yapılaşmaya gereken ciddiyetle yaklaşılmamış. Bugün Cide, Doğanyurt, İnebolu, Çatalzeytin... Yarın başka bir ilçe... Aynı coğrafya, aynı acılar, aynı cümleler...
Neden?
Aslında cevabı çok basit.
Kentini değil, yalnızca kendisini düşünen; çevresini önceleyen; ötekilerle uğraşmaktan şehrinin gerçek sorunlarına bakmaya vakit bulamayan insanlar yönetim anlayışına hâkim olduğunda sonuç da değişmiyor.
Vizyonsuz...
Kalitesiz...
Plansız...
Projesiz...
Hedefsiz...
Yerel seçimleri kente hizmet yarışından çok siyasi hesaplaşma olarak gören anlayış, o koltuklara şehri düşünen insanları değil, birbirini yenmeyi hedefleyen insanları taşıyor. Olan ise yine vatandaşa oluyor.
Sonra ekranların karşısına geçiliyor.
"Acımız büyük..."
"Devletimiz burada..."
"Yaraları saracağız..."
Sözler söyleniyor.
Muhalefet suçlanıyor.
İktidar suçlanıyor.
Siyasi nutuklar atılıyor.
Bir süre sonra her şey unutuluyor.
Ta ki yeni bir sel gelene, yeni bir dere taşana, yeni bir felaket yaşanana kadar...
Ders alınır mı?
Hayır.
Uyarılar dinlenir mi?
Hayır.
Plan yapılır mı?
Çoğu zaman hayır.
Çünkü günü kurtarmak, geleceği kurtarmaktan daha kolay geliyor.
Oysa şehirler, seçim dönemleri için değil; çocuklarımızın yarınları için planlanmalıdır. Dere yatakları oy hesabıyla değil, bilimle yönetilmelidir. Altyapı, reklam panoları için değil, insan hayatı için yapılmalıdır.
Geçmiş olsun Cide...
Demek isterdim.
Ama geçmiyor ki...
Her selde aynı acıyı yeniden yaşıyoruz.
Çünkü su aynı yerden akıyor.
Biz ise hâlâ aynı yanlışlarda ısrar ediyoruz.