Bazı şehirlerin yalnızca tarihi vardır, bazı şehirlerin ise hafızası… Uzun zamandır üzerine farklı konularda yazdığım, sizin ise yaşadığınız İnebolu benim gözümde ikinci gruba girer. Çünkü bu şehir; denizi, limanı, şimdi sayıları azalsa harabe olmaya çoğu terkedilmiş olsa da ahşap evleri, yokuşları, ticaret geçmişi ve özellikle Millî Mücadele’de üstlendiği rolle sıradan bir ilçe olmanın çok ötesinde, kendine münhasır bir şehir karakteri oluşturmuştur.

Geçtiğimiz günlerde Necmettin Üçyıldız hocayla, İnebolu’da bir zamanlar kömürlük olarak kullanılan küçücük bir mekânda oluşturduğu kitaplıkta sohbet ettik.

Kömürlükten kitaplığa…

Aslında bu dönüşüm, İnebolu’nun bugün ihtiyaç duyduğu zihinsel dönüşümün de küçük bir örneği.

Üçyıldız’ın İstanbul’da yaklaşık 20 bin kitaptan oluşan bir kitaplık kurduğunu, çocukları ve gençleri okumaya teşvik etmek için çeşitli çalışmalar yaptığını, hatta o yıllarda çocuk kitaplarının yeterli olmaması üzerine yayınevleriyle görüşerek bu alandaki yayınların çoğalmasına katkı sağlamaya çalıştığını dinledim.

Bugün ise İnebolu’daki kitaplığında yaklaşık bin eser bulunuyor.

Fakat üç yılda buradan yararlananların sayısı yüzü bile bulmamış.

Bu rakamı yalnızca “İnsanlar kitap okumuyor” diyerek geçiştirmek kolay.

Ama mesele daha büyük.

Çünkü burada konuştuğumuz şey yalnızca okuma alışkanlığı değil, bir şehrin kültürle kurduğu ilişki.

İnebolu’da kitap satan doğru düzgün bir yerin olmaması da bunun göstergelerinden biri. Birkaç kırtasiyede kitap bulunsa da bunlar daha çok okul ve sınav merkezli; insanın raflar arasında dolaşıp tesadüfen bir eser keşfedeceği, bir yazar üzerine konuşacağı, çocukların merakını besleyecek bir kültür ortamı yeterince yok.

Oysa kültür, yalnızca konser, sergi veya tören değildir.

Kültür; ahlaktır, adalettir, görgüdür, düşüncedir, geçmişe sahip çıkmaktır, farklı fikirlere tahammül etmektir ve bütün bunların günlük hayatta karşılık bulmasıdır.

Bu nedenle İnebolu’nun bugün kendi kültürünü yeniden düşünmeye ihtiyacı var.

Çünkü bizim geçmişimiz sıradan değil.

İnebolu, Millî Mücadele yıllarında cephe gerisinin önemli merkezlerinden biri olmuş, insanı elindeki imkânı ortaya koyarak büyük bir dayanışma göstermiş, denizle Anadolu arasında tarih boyunca güçlü bir bağ kurmuş bir şehir.

Fakat geçmişteki bu güçlü karakterin bugün ne kadarını taşıyabiliyoruz?

Necmettin Üçyıldız’ın sohbet sırasında söylediği “Son otuz-kırk yılda kültürümüz günden güne geriledi” cümlesi bu yüzden önemli.

Çünkü şehirlerin kültürü bir günde kaybolmaz.

Önce bazı alışkanlıklar terk edilir.

Sonra bazı mekânlar kapanır.

Sonra bazı isimler unutulur.

Sonra çocuklar kendi şehirlerinin hikâyelerini bilmez hale gelir.

En sonunda da geçmişle övünmekten başka yapacak bir şey kalmaz.

İnebolu’nun buna düşmemesi gerekiyor.

Bu şehrin başka şehirlerden kopyalanmış bir hikâyeye ihtiyacı yok.

Kendi hikâyesi yeterince güçlü.

Kendi insanı, kendi mimarisi, kendi limanı, kendi mücadele geçmişi, kendi aileleri ve kendi hafızası var.

Mesele, bunları yalnızca geçmişin hatıraları olarak saklamak değil, bugünün yaşayan kültürüne dönüştürebilmek.

İşte bir kömürlükten çıkan küçük kitaplık bana bunu düşündürdü.

Belki büyük projelerden önce küçük adımlara ihtiyacımız var.

Bir raf.

Bir kitap.

Bir sohbet.

Bir çocuk.

Bir merak.

Bir eski ismin yeniden hatırlanması…

Çünkü İnebolu’nun tarihini kaybetme tehlikesi yok; asıl tehlike, o tarihin bugünün insanında karşılık bulamaması.

İnebolu’nun hafızası var. Şimdi mesele, o hafızayı yeniden hayata geçirmek.

Vesselam