Bayram bitti.

Gurbetçiler dönüş yoluna çıktı, misafirler vedalaştı, ilçe yeniden kendi sessizliğine çekilmeye başladı. Ama geriye dönüp baktığımızda insanın aklına şu soru geliyor:

İnebolu yaz sezonuna gerçekten hazır mı?

Her yıl aynı cümleleri kuruyoruz. Her yıl aynı eksiklikleri konuşuyoruz. Her yıl yeni umutlarla sezona giriyor, sonbaharda aynı hayal kırıklıklarıyla baş başa kalıyoruz.

İlçenin girişinden başlayalım.

Boyran yıllardır konuşuluyor. İlçenin kara tarafından girişi zaten perişanlık, değinmiyorum bile artık...

Turizm dışında kalkınma ve geçim kaynağı olmayan bir ilçede turizm bir hayal ve bırakın konaklama ve misafir ağırlamayı ilçe her ne kadar MÜZEKENT olma iddiasıyla çıkış yolu arıyorsa da maalesef REFÜZEKENT olma yolunda hızla ilerliyor.

Projeler konuşuluyor, düzenlemeler konuşuluyor, planlar konuşuluyor. Fakat vatandaş artık konuşulanları değil, yapılanları görmek istiyor. Çünkü bir ilçenin vitrini girişidir. İnebolu'nun vitrini ise uzun zamandır tamamlanmayı bekleyen bir inşaat alanını andırıyor.

Sahil bandına inelim.

Karadeniz'in en güzel kıyılarından birine sahibiz. Plajımız yok... Ama kıyımız güzel ve ona sahibiz. Fakat sahip olmakla değerlendirmek aynı şey değil. Yaz aylarında binlerce insanın kullanacağı alanların bakımı, düzeni ve estetiği konusunda bile hâlâ ciddi eksiklikler göze çarpıyor. Deniz orada duruyor ama turizm kendiliğinden gelişmiyor.

Adamakıllı tesisleşme hak getire. Tesislerde hizmet kalitesi tartışılır. Gastronomi karın doyurma kültürü ile yer değiştirmiş. Yerel tatlar maalesef damağa değil dükkan sahibinin kasasına hitap ediyor...

Odaları ve meslek örgütlerinin durumunu hiç konuşmayalım bence; meslek içi eğitim ve denetim yapan var mı hiç bilmiyorum! Bir ilçe bu kadar başı boş bırakılacak kadar gözden çıkarılabilir mi?

Allah kolaylık ihsan eylesin...

Gelelim mendirek meselesine... Abana yapıyor biz izliyoruz, onlar da olup bizde olmayan ne olabilir merak ediyorum. Mendirek meselesi İnebolu'nun kronik sorunlarından biri.

Yıllardır konuşuluyor.

Yıllardır bekleniyor.

Yıllardır çözüm sözü veriliyor.

Ama sonuç?

Her fırtınada, her sert denizde aynı endişeler yeniden gündeme geliyor. Balıkçısı bekliyor, vatandaşı bekliyor, esnafı bekliyor, ilçe bekliyor. Bekliyoruz...

Peki ya günlük hayat?

Yağmur yağınca çamur.

Güneş açınca toz.

Bazı yol kenarları adeta kaderine terk edilmiş durumda. Yol kenarları neden temizlenmiyor, o çamur neden alınmıyor, dokunulmazlığı mı var yahu?

Vatandaş arabasını yıkatıyor, ertesi gün yeniden toz içinde buluyor.

Yirmi birinci yüzyılda bir turizm ilçesinin yaz sezonuna toz ve çamurla girmesi normal karşılanabilir mi?

Asıl sorun ise şu:

Herkes bu manzaraya alışmış durumda. Kimse yüksek sesle dile getiremiyor... Bayram boyu dışarıdan gelen onlarca kişi aynı şeyi söyledi: "Hocam, bırak edebiyat yapmayı... Yaz şu çirkinliği de belki yönetenler utanır"

Yazıyoruz da, okuyan bir idare yok sanırım diyemezsin elbette. Ama yerelde var olan sessizlik ne anlama geliyor? Alışmak sanırım, en kolayı yani...

Alışmak çözüm değildir.

Alışmak bazen teslim olmaktır.

Esnafın yüzü gülmüyor. Artan maliyetler, düşen alım gücü ve daralan ticaret herkesi zorluyor. Yaz sezonu birçok işletme için sadece kazanç dönemi değil, ayakta kalma mücadelesi anlamına geliyor. Böyle bir dönemde ilçenin eksikleri yalnızca görüntü sorunu değil, doğrudan ekonomik kayıptır.

İnebolu'nun sorunu imkânsızlık değil.

İnebolu'nun sorunu yıllardır ertelenen işlerdir.

Sorun para kadar öncelik meselesidir.

Sorun, konuşulanlarla yapılanlar arasındaki mesafedir.

Bayram bitti.

Misafirler ilçeden ayrılırken ne gördüler?

Bakımlı bir sahil kenti mi?

Yoksa yıllardır çözüm bekleyen sorunların normalleştirildiği bir ilçe mi?

Bu soruyu artık vatandaş değil, yönetenler cevaplamalıdır...

Çünkü İnebolu, her seçim döneminde verilen sözlerden daha fazlasını hak ediyor.

Ve bu güzel ilçe, kaderine terk edilmiş bir Karadeniz kasabası değil; doğru yönetildiğinde bölgenin parlayan yıldızı olabilecek bir değerdir. Ve hiç kimsenin bu ilçeyi bu hale getirmeye, zaman kaybettirmeye hakkı yoktur.

Vesselam.