Bir şehrin yaşını nüfus kayıtları belirler.

Ama bir şehrin medeniyet seviyesini kurumları ve nüfuzu belirleyici kılar.

Bugün Türkiye'nin birçok yerinde belediyeler yüz yılı bile geride bırakamamışken, İnebolu'nun hafızasında 1866 yılı duruyor. Çünkü İnebolu Belediyesi, Osmanlı Devleti döneminde kurulmuş, Cumhuriyet'ten çok önce şehir olma bilincini kazanmış bir yerel yönetim geleneğinin temsilcisidir.

Aradan geçen 160 yılı aşkın sürede imparatorluklar yıkıldı, devletler kuruldu, savaşlar yaşandı, ekonomik buhranlar geçti. Fakat İnebolu Belediyesi ayakta kaldı.

Bu bile tek başına bir şehir kültürünün göstergesidir.

Ama mesele yalnızca belediye değildir. İnebolu'nun asıl dikkat çekici tarafı, kurumlarının müktesabatında saklıdır.

1882 yılında kurulan Ticaret Odası da bunun en önemli örneklerinden biridir.

Bugün birçok ilçe bırakın ticaret odasını, ekonomik kimliğini dahi oluşturmakta zorlanırken İnebolu, 19. yüzyılda ticari hayatını kurumsallaştırmayı başarmış bir liman kentiydi.

Düşünün...

1866'da bir belediye teşkilatı kuruluyor.

1882'de ticaret odası burada kuruluyor.

Demek ki burada yalnızca evler, çeşmeler, değirmenler, dükkânlar ve sokaklar

Burada şehir olma iradesi vardı.

Burada ekonomik hayat vardı.

Burada yönetişim kültürü vardı.

Burada ortak akıl vardı.

Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla boğuşan bir sahil kasabası, daha Osmanlı döneminde yerel yönetimini ve ticari hayatını kurumsallaştırmışsa, bu sıradan bir durum değildir.

Çünkü kurumlar ihtiyaçtan doğar.

Bir yerde belediye kuruluyorsa orada nüfus ve nüfuz da vardır.

Bir yerde ticaret odası kuruluyorsa orada ekonomi ve önemli bir şehir kültürü de vardır.

Bir yerde her ikisi de kuruluyorsa orada şehir kültürü vardır.

İnebolu'nun bugün yaşadığı birçok soruna rağmen hâlâ ayakta kalmasının sebebi de budur.

Bugün şeref ve kahramanlığı üzerinde tepindiğimiz bu şehir, günübirlik heyecanlarla kurulmadı.

Köklü kurumların üzerine inşa edildi.

Bugün sokaklarında yürürken çoğu zaman fark etmiyoruz.

Bir belediye binasının önünden geçiyoruz.

Bir ticaret odasının tabelasını görüyoruz.

Sonra yolumuza devam ediyoruz.

Oysa o tabelaların arkasında yüz kırk, yüz altmış yıllık birikim yatıyor.

Osmanlı memurlarının imzaları...

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kararlar...

Liman ticaretinin kayıtları...

Yangınlar, fırtınalar, savaş yılları...

Kurtuluş Savaşı'nda cephane taşıyan insanların hikâyeleri...

Hepsi o kurumların okuyamadığınız, anlayamadığınız, görmekten geldiğiniz hafızasında yaşıyor.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: 1866'da belediye kurabilen, 1882'de ticaret odası kurabilen bir İnebolu'nun, 2026 yılında hayali ne olmalıdır?

Ya da bu tarihleri bilen, hatırlayan, günlük hayatta bu tarihi gerçekliğe uygun sorumluluk alan kurumlar ne durumdadır?

Övünmek ve konu üzerine nutuk atmak dışında ne yapılıyor bu kurumlar için?

Çünkü geçmişle övünmek güzeldir, hele siyasetçi takımı için...

Oysa geçmiş sadece geçmiş olmanın ötesinde bir tefekkür ve teşekkür vasıtası değil, yalnızca seçimden seçime meydan okuyan bir övünme mezesi olması için değil, sorumluluk almak için vardır.

Eğer atalarımız bundan 160 yıl önce belediye kuracak kadar ileri görüşlüydüyse;

Eğer bundan 144 yıl önce ticaret odası oluşturacak kadar vizyon sahibiyse;

Bizim de bugün artık zaten mide bulandırıcı haldeki siyaseti, zaten çoktan özünden koprarılıp uydurulmuş bir kültür ve inanç sarmalında boğulmuş dönemsel goygoya dönmüş yerel dinamiklerin oyuncağı ve geçim kaynağı olmuş memleket hizmet masallarını değil, limanı, turizmi, kültürü, üretimi ve ticareti yeniden konuşmamız gerekir.

Kurumların yaşı yalnızca takvimlerde duran rakamlar değildir.

Onlar bir şehrin karakter belgesidir.

Ve İnebolu'nun tarihi vesika ve belgelerinde şu hakikat yazmaktadır: "Bu şehir, Cumhuriyet'ten önce de şehir olmayı başarmıştı."

İşte bu yüzden İnebolu, kurumsal sitelerde anllatıldığı kadarıyla geçiştirilecek bir ilçe değildir.

1866'dan gelen belediyesiyle, 1882'den gelen ticaret odasıyla, şeref ve kahramanlık nişanesi İstiklal Madalyaları'yla, her ne kadar bugün birilerinin günübirlik kararlarıyla işgal edilmiş olsa da Anadolu'nun kuzey kapısı limanıyla, her ne kadar çok sosyolojik işgaller ve göç kültürüyle boğulmuş olsa da köklü kültürü sanat damarlarıyla, bize rağmen var olmaya çalışan bir kasabadan çok daha fazlasıdır.

O, Karadeniz kıyısında kurulmuş yaşayan köklü bir hafızadır.

Ve hafızası güçlü olan şehirler, bir gün mutlaka yeniden ayağa kalkmayı başarırlar. Ve o gün bugün olmalıdır. Yoksa daha çok yüz yıl kaybımız olur...

Vesselam