İnebolu denince aklımıza doğal olarak önce tarih geliyor, İstiklâl Yolu geliyor, liman geliyor, deniz geliyor. Bunların hepsi doğru. Ama bir şehir sadece taşla, betonla, bina ile büyümüyor. Bir şehrin gerçek zenginliği, o şehirde üretilen türküde, şiirde, kitapta, tiyatroda, gelenekte ve hafızada saklı oluyor. İşte bu yüzden İnebolu'nun geleceğini konuşurken kültürü, sanatı ve edebiyatı da masanın en baş köşesine koymak gerekiyor.
İlçemizin önemli isimlerinden İsmail Aziz Karahan ile geçtiğimiz günlerde sohbet ederken verdiği bir detay bu yazımın ilhamı oldu desem yeridir. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım projeleri de çağrıştırması bakımından bir de bu pencereden bakalım istedim.
Çok uzak sayılmayacak bir geçmişte valsin, sahil kültürünün, kentli asaletinin ve yaşayan bir İnebolunun yeniden canlanması neden imkansız olsun diye düşünürken bu yazı elzem oldu.
Sıkıcı, kısır döngü mevzuları isteyen konuşsun yine, biz biraz yaşama sirayet etmesini istediğimiz, yaşamaktan keyif alacağımız İnebolu için bir şeylere yoğunlaşalım istedim.
Yıllardır ilçemizin ekonomik sorunlarını konuşuyoruz, göçü konuşuyoruz, gençlerin büyük şehirlere gitmesini konuşuyoruz. Peki gençleri burada tutacak, onlara aidiyet duygusu verecek, yaşadıkları yere karşı sevgi ve bağlılık oluşturacak kültürel projeleri ne kadar konuşuyoruz? Belki de artık biraz bunu konuşmanın zamanı geldi de geçti bile...
Mesela neden her yıl düzenli olarak yapılan bir İnebolu Kültür ve Edebiyat Festivali olmasın? Neden Türkiye'nin farklı şehirlerinden şairler, yazarlar, sanatçılar ilçemize gelip okurlarla buluşmasın? Neden meydanlarımızda şiir dinletileri, kitap söyleşileri, sokak sergileri yapılmasın? Kurucuları arasında bulunduğum Kastamonu'lu Şair Yazar ve Ozanlar Topluluğu olarak biz gönüllü olarak bu festivali hayata geçirmeye hazırız. Yeterki yerel yönetim bu işin ucundan tutmak istesin... Yaz aylarında ilçeye gelen binlerce insan yalnızca denizi değil, İnebolu'nun kültürel zenginliğini de görsün.
İnebolu'nun yetiştirdiği yazarlar, şairler, araştırmacılar ve sanatçılar için kalıcı bir "Kültür Evi" oluşturulabilir. Burada eski fotoğraflar, belgeler, kitaplar, ses kayıtları sergilenebilir. Çocuklar ve gençler kendi şehirlerinin hikâyesini öğrenebilir. Çünkü insan yaşadığı yeri tanıdıkça sever, sevdikçe sahip çıkar.
Bütün bunları sadece belediyeden beklemek de doğru olmaz. Belediyenin yanında dernekler, vakıflar, meslek odaları, esnaf kuruluşları, siyasi partiler, muhtarlar, öğretmenler ve gönüllüler de taşın altına elini koymalıdır. İnebolu'nun kültürü hepimizin ortak mirasıdır. Bu mirası yaşatmak da hepimizin ortak görevidir.
Ticaret ve Sanayi Odası, esnaf odaları ve iş insanları kültürel etkinliklere destek verebilir. Hemşehri dernekleri İstanbul'dan Ankara'ya kadar güçlü organizasyonlar kurabilir. Okullar öğrenci projeleri geliştirebilir. Yerel basın bu çalışmaları görünür kılabilir. Kısacası herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır.
Çünkü mesele sadece bir festival yapmak ya da birkaç etkinlik düzenlemek değildir. Mesele, İnebolu'nun hikâyesini gelecek kuşaklara aktarabilmektir. Mesele, çocuklarımızın ve torunlarımızın doğdukları şehri gururla anlatabilmeleridir. Mesele, göç veren değil kültürüyle örnek gösterilen bir İnebolu bırakabilmektir.
Belki de artık yolları, binaları ve projeleri konuştuğumuz kadar türküleri, kitapları, sanatçıları ve kültürel mirasımızı da konuşmanın vakti gelmiştir. Çünkü şehirleri ayakta tutan sadece kentsel dönüşüm ve mimari değil, o kentin içinde yaşayan insanların ortak hafızasıdır. İnebolu'nun da geleceğe bırakacağı en büyük miras, işte bu hafıza olacaktır.
Vesselam.