Her yıl aynı şeyi yapıyoruz.

Çiçek koyuyoruz...

İki güzel cümle kuruyoruz...

Birkaç siyah-beyaz fotoğraf paylaşıyoruz...

Sonra yine unutuyoruz.

Galiba bu memlekette büyük insanları yaşatmanın en kolay yolu, önce onları yalnız bırakıp sonra da yıldönümlerinde anmak...

Yaşar Kemal'in yıllar önce söylediği o cümle bugün de kulaklarımızda çınlıyor:

"Biz böylesine büyük ustalarımızın kadrini ancak seng-i musallada biliriz."

Ne acıdır ki, aradan geçen onlarca yılda değişen pek bir şey olmadı.

Rıfat Ilgaz'ın doğduğu Kastamonu, onun adını gururla anıyor. Ama aynı Kastamonu, onun mirasına ne kadar sahip çıkıyor?

Asıl soru bu.

Bugün Cide, Sarı Yazma Kültür Festivali ile Rıfat Ilgaz'ın adını yaşatmaya çalışıyor. Edebiyatı, mizahı ve düşünceyi yeniden sokağa çıkarıyor.

Peki ya İnebolu?

İstiklal Yolu'nun başlangıç noktası olan, Cumhuriyet'in en önemli limanlarından biri olan, nice şairler, öğretmenler, gazeteciler yetiştiren bu kent neden kendi edebiyat festivalini yapamıyor?

Neden gençlerimiz sosyal medya akışında kaybolurken onları kitapla, şiirle ve mizahla buluşturacak kalıcı bir kültür iklimi oluşturamıyoruz?

Yoksa kültür, sadece protokol konuşmalarında alkışlanan bir süs müdür?

Rıfat Ilgaz'ın mizahı kimseyi eğlendirmek için değildi.

O, gülerken düşündüren, düşündürürken rahatsız eden bir kalemin sahibiydi.

Çünkü biliyordu ki; iktidarlar en çok gülen insanlardan değil, düşünen insanlardan korkar.

Bugün de değişen bir şey yok.

Kütüphaneler sessiz...

Kitapçılar yalnız...

Yazarlar kendi şehirlerinde misafir...

Şairler, şiirlerini birbirlerine okumak zorunda kalıyor.

Sonra da "Neden kültür gelişmiyor?" diye toplantılar düzenliyoruz.

İşte kara mizah tam da burada başlıyor.

Bir yanda milyonlarca liralık beton projeleri...

Öte yanda bir edebiyat festivali için bulunamayan birkaç kuruş.

Bir yanda gösterişli açılışlar...

Öte yanda kitap basacak, dergi çıkaracak, genç yazarları destekleyecek bütçelerin yokluğu.

Sonra da Rıfat Ilgaz'ın adını anıyoruz.

Usta bizi görseydi, muhtemelen yine bir mizah yazısı yazardı.

Ama bu kez sınıfın adı Hababam değil, memleket olurdu.

Bugün Kastamonu'nun yaşayan şairlerine, yazarlarına, gazetecilerine, ozanlarına ve kültür emekçilerine büyük görev düşüyor.

KASYOT gibi oluşumlar çoğalmalı.

İnebolu, Cide, Abana, Bozkurt, Küre ve bütün kıyı ilçeleri ortak kültür projelerinde buluşmalı.

Rıfat Ilgaz'ın mirası sadece anma törenleriyle değil; yeni yazarlar yetiştirerek, çocukları kitaplarla buluşturarak, edebiyat festivalleri düzenleyerek yaşatılmalı.

Çünkü Rıfat Ilgaz'ın asıl mirası bir isim değildir.

Bir duruştur.

Haksızlığın karşısında susmamaktır.

Kalemini satmamaktır.

İnsandan yana olmaktır.

Ve biliyorum...

Bir gün İnebolu'da da denize karşı şiirlerin okunduğu, çocukların kitaplarla buluştuğu, Karadeniz'in rüzgârına edebiyatın karıştığı gerçek bir kültür festivali kurulacak.

İşte o gün, Rıfat Ilgaz yalnızca anılmış olmayacak.

Gerçekten anlaşılmış olacak.

Ruhu şad olsun...

Bu memleketin hiç susmayan vicdanı, hâlâ bize eserleri ve anılarıyla yol göstermeye devam ediyor.