Nietzsche, "İnsan, aşılması gereken bir varlıktır." demişti.

Biz ise yıllardır bırakın insanı aşmayı, mahalle siyasetini bile aşamadık.

Geçtiğimiz günlerde ilginç bir haber düştü gündeme.

Yapay zekâ, onlarca veriyi önüne koymuş; tarihi mirası, doğal güzellikleri, yaşam kalitesini, kültürel zenginliği, turizm potansiyelini değerlendirmiş ve Kastamonu'nun en iyi ilçesi olarak iki madalyalı İnebolu'yu göstermiş.

İnsan ister istemez gülümsüyor.

Çünkü yapay zekâ, yıllardır bizim göremediğimizi birkaç saniyede görmüş.

Demek ki algoritmaların henüz akrabası yok...

Henüz seçim hesabı yapmıyor...

Henüz "bizden misin, değil misin?" diye sormuyor.

Veriye bakıyor.

Biz ise çoğu zaman soyadına...

Aziz Nesin yıllar önce bu ülkenin trajedisini mizahla anlatmıştı.

Bugün yaşasaydı belki de şöyle yazardı:

"Türkiye'de yapay zekâ gelişmedi...

Sadece doğal zekâ uzun süredir güncellenmedi."

İnebolu bunun en güzel örneklerinden biri.

Elimizde dünya markası olabilecek bir şehir var.

Ama biz onu çoğu zaman sıradan bir kasaba gibi yönetmeye razıyız.

Rıfat Ilgaz'ın komşu ilçesi, Oğuzların Orhan Şaiklerin memleketindeyiz.

Hababam Sınıfı'nı yazan adamın, 'Bu vatan kimin?' diye soran, verdiği tek bir eser bile Türk edebiyatına kazınmış bir adamın doğduğu topraklarda...

Ne gariptir ki bazen en büyük Hababam'ı şehir yönetimlerinde oynuyoruz.

Toplantılar yapılıyor...

Fotoğraflar çekiliyor...

Protokoller diziliyor...

Aynı cümleler tekrar ediliyor.

Sonra herkes birbirini tebrik ediyor.

İnebolu ise yine olduğu yerde duruyor.

Hamamcı Kadı'nın, Şerife Bacı'nın, isimsiz nice kahramanların emanetini taşıyan bu şehir...

İstiklal Madalyası taşıyan tek ilçe...

Karadeniz'in en güzel tarihi kentlerinden biri...

Yüzlerce tescilli konağa sahip...

Denizi var...

Limanı var...

Ormanı var...

Kültürü var...

Edebiyatı var...

Müziği var...

Ama en çok eksik olan şey bunların hepsini aynı hayalde buluşturacak ortak bir vizyon.

Çünkü vizyon olmayınca tarih nostaljiye dönüşüyor.

Liman sessizleşiyor.

Gençler bavullarını hazırlıyor.

Sokaklar yaşlanıyor.

Şehir, kendi hikâyesini anlatamaz hâle geliyor.

Biz hâlâ yol konuşuyoruz.

Yapay zekâ ise kültür ekonomisini konuşuyor.

Biz kaldırım tartışıyoruz.

Dünya yaratıcı şehirlerden söz ediyor.

Biz festivali masraf görüyoruz.

Dünya festivallerle marka oluyor.

Aradaki fark tam da bu.

Belki de belediye meclislerine bir gün yapay zekâ da davet edilmelidir.

En azından biri çıkıp...

"Bu karar çocuklarımızın İnebolu'da kalmasını sağlayacak mı?"

diye sorar.

Belki biri...

"Oğuz Atay, Orhan Şaik, Necatigil, Nazım, Ömer Seyfettin, Ozanoğlu neden sadece anma törenlerinde bile hatırlanmıyor?"

der.

Belki biri...

"İnebolu Kemanesi neden dünya sahnelerinde değil?"

diye hesap sorar.

Çünkü algoritmaların egosu yok.

Ama insanların makam odaları bazen hayallerden daha büyük olabiliyor.

İnebolu'nun problemi para değildir.

Türkiye'de parasızlıktan çok daha tehlikeli bir hastalık vardır.

Hayalsizlik.

Ve hayalsizlik bulaşıcıdır.

Bir yönetici hayal kurmazsa şehir de kurmaz.

Bir şehir hayal kurmazsa gençleri başka şehirlerin hayallerine göç eder.

İşte göçün asıl nedeni budur.

Yapay zekâ bugün İnebolu'nu birinci seçmiş.

Ben buna sevindim.

Ama aynı zamanda utandım.

Çünkü bir algoritmanın fark ettiği değeri, yıllardır tam anlamıyla değerlendiremeyen bizleriz.

Asıl mesele yapay zekânın İnebolu'yu seçmesi değildir.

Asıl mesele, İnebolu'nun kendine inanmasıdır.

Çünkü şehirler önce yollarını değil, ufuklarını kaybettiklerinde küçülürler.

Ve unutmayalım...

Bir gün yapay zekâ, sadece "en güzel ilçe hangisi?" sorusunu değil, "Bu kadar zengin bir mirasa rağmen neden hâlâ hak ettiği yerde değil?" sorusunu da cevaplayacak.

İşte o rapor, bugünkü övgülerden çok daha ağır olacaktır.

Vesselam.