Yeni bir yıla daha geçmişken, bu hafta biraz yeni yıl dileklerinden, ‘bu yıl kesinlikle uyacağım’ diye yeminler edilerek başlanan yeni yıl kararlarından bahsedelim istedim. Her yılbaşı bana bir eşikmiş gibi hissettiriyor.

Kapı eşikleri özellikle benim de büyüdüğüm o güzel sarı konak başta olmak üzere (evet çok zorlukları vardı, ama hala o tavanı aşırı yüksek ahşap evi çok özlüyorum), hepsi birbirinden güzel İnebolu evlerinde (Rum evi diye de bilinir İnebolu dışında 😊) çok belirgindir. Gerçekten üzerinden atlamanız gerekir bazı eşiklerin. Sizin üstünüzde çok yük varsa oradan geçmeniz zordur. Birkaçını bırakıp öyle geçmek, bazen bir yere tutunmak, bazen de destek istemek gerekebilir.

Antropolojide ve psikolojide bu tür geçiş anlarına “eşiksellik”(liminality) deniyor: kişinin eski halinden çıktığı ama yenisine henüz tam yerleşmediği, belirsiz ama dönüştürücü bir ara hal. Eşikler sadece mimari detaylar değil; ruhsal olarak da tam orada, geçerken zorlandığımız yerler. Çok hızlı geçersen ya da o eşiğin orada olduğunu fark etmezsen takılıp düşebilirsin.

Aynı zamanda eşik yeni bir başlangıca açılsa da tamamen bağımsız kalamazsınız diğer odadan. Özellikle kapı açıkken bir tarafınız hep diğer kısımdadır. Kimliğimiz bir tür hikaye gibidir.Her yeni bölüm eskisinin üzerine yazılır, ama eskisi silinmez. O yüzden yeni bir yıla girerken hem bir şeyleri geride bırakırız hem de bir kısmını yanımızda taşımaya devam ederiz.

Ben çocukken kapı eşiğinde oturmaya bayılırdım. Sanki küçükler için yapılmış bir tabure gibi; nesini o kadar severdim çok hatırlayamasam da rahmetli babaannemin “oturma orada” diye kızdığını hatırlıyorum. “Çocuğun olmaz” gibi bir şey söylerdi sanırım. O zamanlar “aman hurafelerinden biri” diyip geçerdim,ama şimdi “keşke canımın her dediğini hatırlayabilsem, hepsinde ayrı bir metafor var” diyorum. Çünkü arafta kalmak diye de bir şey var hani. Bir yerde çok oyalanırsan, sadece arada kalmış olmazsın; bir yönü seçmemiş olmanın yükünü de taşımaya başlarsın. Araştırmalar uzun süre karar veremeden, askıda kalmanın çoğu zaman rahatlatıcı değil; aksine kaygıyı sürdüren bir hal olduğunu gösteriyor.

Bir de işin ritüel tarafı var ki hala “nazar değmiş sana” diye canım annem ya da babam tarafından okunup üç eşikten atlatılırız JRitüellerin işlevi gerçeği sihirli bir şekilde değiştirmekten çok, belirsizlik karşısında insana “kontrol edebileceğim bir şey yapıyorum” hissi vermek. Yani bazen de eşikten atlamak, sadece zihnin biraz olsun rahatlaması içindir.

Ben bir zorluğu aştığımda kendi kendime “Hadi bu eşiği de atlattın Fehime” diyorum bazen. Başkaları böyle der mi bilmiyorum ama bana iyi geliyor.

Belki de yeni yıl dediğimiz şey tam olarak budur: Hayatın bizi zorlayan odalarından geçerken durup, yüklerimize bakmak… Hangileri hala bizimle gelsin istiyoruz, hangilerini artık kapının diğer tarafında bırakmak istiyoruz diye sormak. Cesaret edebildiğimiz kadarını bırakıp dikkatli bir adımla bir sonraki odaya geçmek.

Kaynakça

• Beck, A. T., & Beck, J. S. (2018). Bilişsel davranışçı terapi: Temel ilkeler ve uygulama (Çev. S. Tunç). Nobel Akademik Yayıncılık.

• Eliade, M. (2008). Kutsal ve dünyevi (Çev. Ü. Berktay). İletişim Yayınları.

• Erikson, E. H. (2012). Benlik ve toplum (Çev. N. Atabay). Say Yayınları.

• Turner, V. (2014). Ritüel süreci: Yapı ve yapı-ötesi (Çev. S. Metin). Ayrıntı Yayınları.

• Van Gennep, A. (2016). Geçiş ayinleri (Çev. T. Dereli). İletişim Yayınları. (Özgün eser 1909)