İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok konuşulan, uğruna savaşlar verilip destanlar yazılan tek bir kavram varsa o da aşktır. Ancak aşkı sadece romantik bir film karesi ya da geçici bir heyecan fırtınası olarak görmek, onun insan doğasındaki hayati yerini hafife almaktır. Aslında aşk, biyolojik bir dürtünün çok ötesinde, insan olmanın en derin anlamını ve varoluşumuzun en saf katmanını temsil eder.

​İnsan, doğası gereği eksik bir varlıktır ve bu eksikliği gidermenin yolu bir başkasının ruhuna dokunmaktan geçer. Kendimizden çıkıp bir başkasının mutluluğunu kendi mutluluğumuzun önüne koyduğumuz an, bencilliğin dar kalıplarından kurtuluruz. İşte bu "kendinden vazgeçiş" hali, bizi gerçek anlamda insan kılan şeydir. Aşk; empatiyi, fedakarlığı ve koşulsuz kabulü öğretir. Bir insanın kusurlarıyla sevilmesi, aslında hayatın tüm zorluklarına karşı örülen en güçlü kalkandır.

​​Aşkın insan ruhundaki en büyük mucizesi, yarattığı muazzam motivasyondur. Aşık bir insan için dünya, gri tonlarından arınır ve canlı bir renk paletine dönüşür. Sabah uyanmak için bir sebep, zorluklara göğüs germek için sarsılmaz bir irade verir. Bu duygu, sadece bir kişiye duyulan tutku değil; hayata, sanata ve doğaya karşı duyulan genel bir "yaşama sevinci"ne evrilir. İçimizi titreten o ilk kıvılcım, zamanla karakterimizi olgunlaştıran bilge bir ateşe dönüşür.

​Sonu ne olursa olsun, bir kalbin başka bir kalp için çarpması başlı başına bir zaferdir. Aşkı yaşamak, yaralanma ihtimalini göze alacak kadar cesur olmaktır. Bu cesaret ise insanı ruhsal olarak büyütür. Sonunda hüzün olsa bile, o yolda edinilen derinlik, insanın dünyaya bakışını sonsuza dek değiştirir. Sonuçta bizler, biriktirdiğimiz başarılarla değil, kalbimizde bıraktığımız ve bizde bırakılan sevgi izleriyle hatırlandığımızda tamlanırız.

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun.