Bu hafta, insanın en temel duygularından birini konuşalım istedim: şefkat. Ama bu kez birbirimize değil, hayvanlara duyduğumuz şefkati ya da kimi zaman nefreti… Çünkü hayvanlara karşı tutumumuz, aslında insanlığa karşı tutumumuzun bir yansımasıdır. Sevgiye ne kadar yakınız, acıya ne kadar uzağız, empatiyi nerede kaybettik. Belki hepsinin cevabı orada gizlidir.
Kimimiz bir kediyi kucağımıza alıp içimizi ısıtırız, kimimizse sokakta bir köpeğe tahammül edemeyiz. Kimi insanlar hayvanlara sarılarak şefkat bulur, kimileri ise o varlığa öfke duyar.
Peki neden birinin gözünde hayvan bir dost, diğerinin gözünde bir tehdit haline gelir?
Hayvana yönelik duygularımız, insanlığa bakışımızdan bağımsız değildir. Empati, çocuklukta gelişir. Bir çocuk, sevgiyi şefkatle değil de korkuyla, cezayla ya da ihmal edilerek büyümüşse kırılgana yaklaşma biçimi de iki uçta şekillenir: Ya aşırı koruyucu olur ya da duyarsızlaşır. Çünkü başkasının acısına bakmak, kendi yarasına dokunmak gibidir ve çoğu insan o acıyla yüzleşmekten korkar. Özellikle de bu acıyla nasıl baş etmesi gerektiğini hiç öğrenmemişse.
Hayvana duyulan nefret, aslında güçsüze olan tahammülsüzlüğün bir biçimidir. Hayvanlar “dilsiz”, “kontrol edilemeyen” canlılardır; bu yönleriyle insanın iktidar duygusuna dokunurlar. Toplumun da genellikle acı çeken, farklı, savunmasız insanlara gösterdiği tepki benzerdir. Çünkü onların varlığı, görmezden geldiğimiz taraflarımızı, suçluluğu, çaresizliği, korkuyu yansıtır. Bir bakıma nefret, kendi güçsüzlüğümüze duyduğumuz rahatsızlığın dışavurumudur.
Oysa insanlık, hayvanlarla birlikte büyüdü. Onlar, bize sadece besin ya da güç sağlamadılar; aynı toprakta korunduk, beraber avlandık, barındık, geliştik. Tarih boyunca insan, doğanın diğer canlılarıyla birlikte bir varoluş hikayesi yazdı. Fakat zamanla bu ortaklık, yerini üstünlük ilişkisine bıraktı. Yuval Noah Harari’nin de söylediği gibi, “Uygarlığı kurarken onları ilk endüstriyel kölelerimiz yaptık.”
Bugün hayvanlara duyduğumuz şefkat, bir lütuf değil, gecikmiş bir teşekkürdür. Çünkü onlar bu dünyanın misafiri değil, ev sahibidir bizimle birlikte. Hayvana uzatılan her el, aslında insanlığın kendi vicdanına uzattığı bir eldir. Belki de o temas, bu dünyada hala umut olduğunun sessiz bir hatırlatmasıdır.
Kaynakça:
· Harari, Y. N. (2011). Sapiens: A brief history of humankind. Harper.
(Türkçesi: Harari, Y. N. (2015). Hayvanlardan tanrılara: Sapiens (Çev. Ü. Çetin). Kolektif Kitap.)
· Haraway, D. J. (2008). When species meet. University of Minnesota Press.
· Le Guin, U. K. (2004). The wave in the mind: Talks and essays on the writer, the reader, and the imagination. Shambhala.