Geçtiğimiz günlerde İnebolu Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazısında Bülent Yağcıoğlu, ilçemizin ikinci İstiklâl Madalyasıyla taçlanan tarihî gururunu anlatırken, satır aralarına çok daha önemli bir gerçeği yerleştiriyordu. Aslında yazının özü madalyalar değil, gelecekti. Geçmişe duyulan haklı gururun yanında, geleceğe dair duyulan haklı kaygıydı.
Evet...
İnebolu artık iki İstiklâl Madalyalı tek ilçe olarak tarihteki müstesna yerini daha da sağlamlaştırmıştır.
Bu konuda yazmıştım, neredeyse aynı vurgu ve duyguyu paylaşmıştık.
Bu onur hepimizindir.
Bu gurur hepimizindir.
Bu madalyalar, açlığa rağmen vazgeçmeyenlerin, işgale rağmen teslim olmayanların, ölüm korkusuna rağmen cepheye mühimmat taşıyanların hatırasıdır.
Ancak tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü tarih bize yalnızca övünmek için değil, sorumluluk yüklemek için vardır demiştik.
Bugün İnebolu'nun sokaklarında dolaşan herkes aynı gerçeği görüyor.
Nüfus azalıyor.
Gençler gidiyor.
Evler kapanıyor.
İşyerleri küçülüyor.
Hayaller bavullara konulup başka şehirlere taşınıyor demiştik.
Bülent Yağcıoğlu'nun yazısında altını çizdiği gibi, madalya karın doyurmuyor.
Bu cümle ilk bakışta sert gelebilir.
Bir memleketin çocukları doğdukları yerde yaşayabileceklerine inanmıyorsa, o memlekette yalnızca ekonomik değil, sosyal bir çözülme de başlamış demektir.
Bugün İstanbul'un sanayi bölgelerinde, Ankara'nın iş merkezlerinde, Bursa'nın fabrikalarında, Kocaeli'nin organize sanayi alanlarında binlerce İnebolulu çalışıyor.
Onlar memleketlerini sevmedikleri için gitmediler.
İnebolu'da kalamadıkları için gittiler.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele budur.
Çünkü bir ilçenin en büyük serveti limanı, yolu, binası ya da bütçesi değil; insanıdır.
İnsanını kaybeden yerler zamanla dükkânlarını, okullarını, kültürünü ve hafızasını da kaybetmeye başlar.
Oysa İnebolu sıradan bir ilçe değildir.
Ama mevcut avantajlar, geleceğe dönüştürülemediği sürece yalnızca geçmişin güzel hatıraları olarak kalacaktır.
Artık konuşmamız gereken şey üçüncü bir unvan değil, yeni bir kalkınma hikâyesidir.
Artık konuşmamız gereken şey anma törenlerinden sonra ne yapılacağıdır.
Artık konuşmamız gereken şey, gençlerin neden gittiği ve nasıl geri dönebileceğidir.
Artık konuşmamız gereken kültür sanat ve edebiyatı hayata dahil edebilmek, yerelde de sahip çıkabilmektir.
Çünkü yüz yıl önce İnebolu, Türkiye'nin kurtuluşuna omuz verdi.
Bugün ise İnebolu'nun kurtarılması gereken şey tarihi değil, geleceğidir.
Yağcıoğlu'nun yazısı tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü o yazı yalnızca bir gurur yazısı değil, aynı zamanda bir alarm yazısıdır.
Ve bazı alarmlar çaldığında alkışlamak yetmez.
Duymak gerekir.
Anlamak gerekir.
Harekete geçmek gerekir.
Aksi halde bir gün gelecek, İnebolu'nun kahramanlıklarını anlatacak çok sayıda madalyamız olacak; fakat o madalyalara bakacak yeterince gencimiz kalmayacak.
Vesselam.