Kıymetli dost, araştırmacı yazar Cevat Coşkun hocamın değerli eseri 12 KEÇİ yayınlandı ve bir solukta okudum. Size de tavsiye ederim...

Bende o 12 keçinin bıraktığı, kitaptan bir bölümün bana fısıldadığı bir başka sesi sizinle de paylaşmak istedim.

Köyde büyüdüm ben, ben de bir köy çocuğuyum yani. Köyün dere tepe, kıraç yamaç çok öyküleri var hala dağarcığımda. Cevat Coşkun kıtalararası anlatısına konu ettiği keçi de nadir de olsa selamlaştığım bir doğa harikasıydı... Neden mi, anlatayım efendim...

Çocukluğumun köyünün yamacında bir keçi sesi duyulurdu eskiden.

Bir çocuğun kahkahasına benzerdi biraz.

Bir ihtiyarın duasına…

Bir annenin sabaha karşı yaktığı o sessiz sobaya…

Şimdi ses kesiliyor yavaş yavaş.

Çünkü keçi dediğimiz şey yalnızca keçi değildi bu memlekette.

Bir hayvanın ötesindeydi.

Özgürlüktü biraz.

İnadına yaşama hâliydi.

Dağın taşın üstünde bile yol bulabilen gençlikti.

Kimseye benzeme mecburiyeti olmayan insanın kendisiydi.

Keçi; saraya alışmazdı çünkü.

Sürüye karışır ama sürüleşmezdi.

Önüne çekilen çite önce bakar, sonra üstünden atlardı.

Yüksek kayalıklarda dolaşırdı; çünkü aşağıda otlamak kolaydı ama insanı küçültüyordu.

Belki de bu yüzden keçiyi hiç sevmediler.

Uysal koyunları sevdiler.

Başını eğenleri…

Sıraya girenleri…

Aynı ağılda aynı sesi çıkaranları…

Ama keçi başka bir şeydi.

Bir çocuğun “neden?” diye sormasıydı keçi.

Bir gencin “ben başka türlü yaşamak istiyorum” demesiydi.

Bir şairin kalabalığın ortasında kendi sesini korumasıydı.

Bir memleketin, bütün yoksulluğuna rağmen haysiyetini kaybetmemesiydi.

Şimdi dikkat edin…

Yeni zamanın efendileri keçinin peşinde.

Çünkü biliyorlar; bir toplumun keçileri kaybolursa, ardından özgürlüğü kaybolur.

Gençleri birbirine benzemeye başlar.

İtiraz edenler susar.

Dağ yolları unutulur.

Herkes aynı cümleyi kurar, aynı korkuyla yaşar.

Sonra memleketin üstüne ağır bir sessizlik çöker.

Oysa keçi biraz hoşgörüydü de…

Başkasının başka türlü yaşamasına tahammül edebilmekti.

Aynı dağa farklı patikalardan çıkılabileceğini bilmekti.

Kendi yolunu arayanı taşlamamaktı.

Şimdi çocukların elinden keçileri alıyorlar.

Yerine parlak ekranlar, hazır düşünceler, tek tip hayatlar bırakıyorlar.

Dağları unutan çocuklar yetişiyor artık.

Kayaya basmadan büyüyen, düşmeden öğrenmeyen çocuklar…

Ve insan şunu anlıyor bir süre sonra:

Bir memleket keçilerini kaybetti mi, sadece hayvanlarını kaybetmez.

Cesaretini kaybeder.

Merakını kaybeder.

Birbirine tahammülünü kaybeder.

En kötüsü de ne biliyor musunuz?

İnsan, özgürlüğünü bir anda kaybetmez.

Önce keçi sesleri azalır…

Sonra kimse fark etmeden memleket sessizleşir.

Ne diyordu Cevat abi finalde: "İnsan olsun keçi olsun, bir kere kopup giderse uzaklara, doğduğu topraklara bir daha dönmüyor.

Yarım kalan yolculuklar, acıtıyor insanın yüreğini."

Vesselam...