Bir şehrin kaderi, çoğu zaman hayal ile gerçek arasındaki mesafede saklıdır. Paris bir imge: planlama, estetik, süreklilik. İnebolu ise potansiyelin, ama aynı zamanda ertelenmiş kararların hikâyesi. Sorun yalnızca kaynak meselesi değil; daha çok zihniyet, koordinasyon ve süreklilik meselesidir.
Yerelde istenen adımların atılamamasının temelinde üç kırılma var:
İlki, kurumsal dağınıklık. Belediye, üniversite, sivil toplum ve özel sektör çoğu zaman aynı masada değil. Herkes bir şey yapıyor ama kimse birlikte yapmıyor.
İkincisi, vizyon eksikliği değil, vizyonun sürdürülememesi. Her gelen yönetim bir öncekinin fikrini çöpe atıyor; şehirler hafıza kaybediyor.
Üçüncüsü ise nitelikli insan gücünün merkezlere göçü. Beyin göçü sadece ülke dışına değil, büyükşehirlere de oluyor; küçük yerler fikir üretmekte yalnız kalıyor.
Peki ne yapılmalı?
İnebolu ve benzeri ilçeler için yol haritası karmaşık değil, ama disiplin istiyor:
Öncelikle tek bir ana hikâye belirlenmeli. İnebolu için bu; tarih, liman ve kültür üçgeninde güçlü bir anlatıya dönüşebilir. Her proje bu hikâyeye hizmet etmeli.
İkinci olarak kurumsal ittifak kurulmalı. Belediye, kaymakamlık, üniversite ve yerel girişimciler düzenli çalışan bir “şehir masası” oluşturmalı. Kararlar kişilere değil, sisteme bağlanmalı.
Üçüncü adım mikro ama sürdürülebilir projeler. Büyük hayaller yerine küçük ama sürekli işler: bir kültür rotası, düzenli bir edebiyat etkinliği, yerel ürün markalaşması… Bir yıl değil, on yıl devam eden işler.
Dördüncü olarak dışa açılma. Karadeniz hattında uluslararası kültür ve turizm iş birlikleri (örneğin yabancı komşu ülkelerle temas ve ortak organizasyon) İnebolu’yu bir durak haline getirebilir.
Son olarak, en kritik mesele: aidiyet ve inanç. Bir yerin dönüşmesi için önce o yerde yaşayanların “olabilir” demesi gerekir. Bu olmadığında en iyi proje bile kâğıtta kalır.
Paris bir uç hayal elbette ve bir günde kurulmadı; ama her gün aynı akılla kuruldu. İnebolu’nun ihtiyacı olan şey mucize değil, istikrarlı bir akıldır.
Vesselam.