Bir şehrin gerçek kimliği yalnızca yollarıyla, kaldırımlarıyla, parklarıyla ya da beton yapılarıyla ölçülmez. Bir kentin ruhunu oluşturan esas unsur; onun kültürüdür, sanatıdır, hafızasıdır, edebiyatıdır. Çünkü şehir dediğimiz şey sadece taş, toprak ve asfalt değil; aynı zamanda insanın ruhuna hitap eden bir medeniyet alanıdır. Ne var ki ülkemizde birçok yerel yönetim ve mahallî idare, kültür-sanat ve edebiyatı asli bir belediyecilik meselesi olarak görmekten hâlâ uzaktır.

Belediyeciliğin Daraltılmış Tanımı

Bugün pek çok belediye yöneticisinin zihninde belediyecilik; yol yapmak, çöp toplamak, kaldırım döşemek, su getirmek ve altyapı kurmaktan ibaret görülmektedir. Oysa çağdaş belediyecilik anlayışı bunun çok ötesindedir. Modern şehir yönetimi; bireyin yalnızca fiziki ihtiyaçlarını değil, sosyal, kültürel ve entelektüel ihtiyaçlarını da karşılamakla yükümlüdür.

Ancak yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu, kültür ve sanatı hâlâ “lüks” ya da “ikincil” bir alan olarak değerlendirmektedir. Bütçelerde en son sıraya atılan, çoğu zaman sembolik birkaç etkinlikle geçiştirilen bu alan, şehirlerin ruhsuzlaşmasının başlıca nedenlerinden biridir.

Kültürsüz Kalkınma: Ruhsuz Şehirler

Bugün Türkiye’nin birçok kentinde benzer bir tablo görmek mümkündür:

Birbirine benzeyen meydanlar, estetik kaygı taşımayan yapılar, plansız büyüyen şehirler, kimliğini kaybetmiş kent merkezleri…

Bunun nedeni yalnızca imar politikaları değildir. Asıl sorun; şehirleri yönetenlerin kültürü bir şehir politikası olarak benimsememiş olmasıdır.

Kültürsüz kalkınma; yalnızca beton üretir.

Sanatsız şehir; sadece nüfus barındırır.

Edebiyatsız toplum ise hafızasını kaybeder.

Bir şehirde tiyatro yoksa, kitap fuarı yapılmıyorsa, yerel yazarlar desteklenmiyorsa, genç sanatçılar için alan açılmıyorsa; o şehir gelişmiş değil, sadece büyümüş olur.

“Festival Belediyeciliği” Yanılgısı

Birçok belediye kültür politikası ürettiğini iddia eder; ancak yapılan faaliyetlere bakıldığında ortaya çıkan tablo çoğu zaman “festival belediyeciliği”nden ibarettir.

Bir iki konser, birkaç protokol konuşması, belirli gün ve haftalarda yapılan göstermelik etkinlikler… Ardından uzun süren sessizlik.

Oysa kültür politikası; süreklilik ister.

Kurumsallık ister.

Vizyon ister.

Gerçek kültür belediyeciliği;

Yerel sanatçıları destekler,

Kent arşivi oluşturur,

Şehrin hafızasını kayıt altına alır,

Edebiyat ve sanat üretimini teşvik eder,

Çocuk ve gençleri kültürle buluşturur,

Kültürel mirası korur ve yaşatır.

Bugün ise birçok belediyede kültür müdürlükleri, organizasyon şirketlerinin program takip ofisine dönüşmüş durumdadır.

Edebiyatın Görmezden Gelinen Gücü

Özellikle edebiyat, yerel yönetimlerin en çok ihmal ettiği alanlardan biridir. Oysa bir şehrin hikâyesini yazanlar; o şehrin şairleri, yazarları, araştırmacıları, gazetecileri ve düşünürleridir.

Fakat ne yazık ki birçok kentte yerel yazarlar yalnız bırakılmakta, eserleri desteklenmemekte, kent belleğine katkıları görmezden gelinmektedir.

Bir şehrin yaşayan değerleri, çoğu zaman öldükten sonra hatırlanmaktadır.

Bu vefasızlık sadece bireylere değil; kentin kendi hafızasına karşı da yapılmış bir haksızlıktır.

Sorunun Temelinde Ne Var?

Yerel yönetimlerin kültür-sanat ilgisizliğinin temel sebepleri arasında şunlar yer almaktadır:

1. Vizyon Eksikliği

Kültür politikası üretmek teknik iş değil; entelektüel bir vizyon gerektirir.

Birçok yönetici bu bakış açısına sahip değildir.

2. Popülizm

Uzun vadeli kültürel yatırımlar yerine kısa vadede oy getirecek görünür işler tercih edilmektedir.

3. Nitelikli Kadro Eksikliği

Kültür müdürlükleri çoğu zaman alan uzmanları yerine idari atamalarla şekillenmektedir.

4. Kültürün Ekonomik Değerinin Anlaşılamaması

Oysa kültür ve sanat; turizm, şehir markalaşması ve ekonomik kalkınma için de ciddi bir araçtır.

Ne Yapılmalı?

Yerel yönetimler kültür ve sanatı bir “etkinlik” değil, bir “kalkınma politikası” olarak ele almalıdır.

Yapılması gerekenler:

Kalıcı kültür strateji planları hazırlanmalı

Yerel sanat ve edebiyat meclisleri kurulmalı

Şehir arşivleri ve kent müzeleri oluşturulmalı

Yazar, şair ve sanatçılara üretim desteği sağlanmalı

Çocuklar ve gençler için sürekli sanat programları yapılmalı

Yerel kültürel miras korunup tanıtılmalı

Kültür merkezleri sadece bina değil, yaşayan üretim alanları hâline getirilmeli

Sonuç

Yerel yönetimler yalnızca altyapı kuran kurumlar değildir; toplumun ruhunu şekillendiren yapılardır.

Bir belediye ne kadar yol yaparsa yapsın, eğer o şehirde düşünce üretilmiyor, sanat gelişmiyor, edebiyat nefes alamıyorsa; o şehir eksiktir.

Çünkü şehirler sadece inşa edilmez;

Yazılır, bestelenir, resmedilir, oynanır ve yaşatılır.

Kültür ve sanata sırtını dönen yerel yönetimler; aslında geleceğe değil, yalnızca bugüne yatırım yapmış olur.

Ve yalnız bugünü düşünen şehirlerin yarını olmaz.