Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü. Ancak bize, bu ülkenin her köşesinde yaşayanlara düşen, bu günü sadece uluslararası bir takvim notu olarak okuyup geçmek değil, yaşadığımız topraklarda bu mücadelenin ne anlama geldiğini dürüstçe sorgulamaktır. Evet, şiddet küreseldir. Ama şiddetin nefesi, şehirlerimizin dar sokaklarında, evlerimizin sessizliğinde, hatta tüm sektörlerdeki görünmez emek alanlarında farklı bir tonda hissedilir. Toplumsal cinsiyet eşitliği penceresinden baktığımızda, 25 Kasım’ın bize söylediği şudur: Kadınların yaşadığı şiddet, bir ahlak sorunu değil, kökleşmiş bir güç ve eşitsizlik sorunudur. Bu sorgulamayı yaparken, parmağımızı sadece bir bireye değil, hepimizi yetiştiren ve şekillendiren mirası hedef aldığımızı netleştirmeliyiz.
Bilinmeyen haklar bilindiğinde talep edilir, talep edildiğinde ise kurulu düzen dışına çıkılır. Peki, bu düzenin bozulmasını ne istemez? Aile düzeni, ev düzeni, dolap düzeni... O kırış kırış çamaşırları ütüleyen, pazardan döndüğünde sobayı yakan kadınlar, kendi hayatları hakkında ne kadar söz sahibi? Söz hakkının bu kadar kısıtlandığı yerde, emeklerinin değeri ne kadar biliniyor? Bize “Otur evinde çocuklarına bak” denmesi kolaydır da, neden o muazzam emek karşılığında yapılan ev hanımlığı ekonomik anlamda bir meslek olarak kabul görmez? Bu, kadın emeği üzerindeki toplumsal sömürünün kılıfıdır. İşte bu eşitsiz zemin, şiddetin kapıyı çalmasına olanak tanır. Yasalarda fiziksel şiddetin cezası bellidir. Peki ya psikolojik şiddet? Ya ekonomik şiddet? İspatlaması kolay mı? Paramızın, emeğimizin, hatta zihnimizin kontrol altına alınmasına ses çıkarmayı düşünmeden kendimizden önce başkalarının konforunu düşünmeyi neden kendimize iş ediniyoruz? Gelin bugün zihnimizin arka planında yüreğimize yük olan işleri yapmayalım: Bırakalım bugün de ütülenmesin kıyafetler, yıkanmasın bulaşıklar, yapılmasın yemekler... Suratları görelim. Bize biçilen maskeleri görelim. Yüreğimizi görelim.
Tarihe bu kadar sert bakmamızın sebebi, bu eşitsizliğin dünki bir hata değil, binlerce yıllık bir miras olduğunu göstermektir. Roma Cumhuriyeti dönemine baktığımızda, kadınlar önce babalarının malı, ardından kocalarının malı değil miydi? Daha geçtiğimiz yüzyılda, Freud gibi bir dahi kadınları “kaotik kıta” olarak ifade etmemiş miydi? Kendi mal varlığımızı bile yönetme hakkımız yoktu. Aradan geçen onca yüzyıla rağmen köleden ne farkımız vardı? Elbette kölelik kalktı. Ancak "köle gibi çalışıyorum" söylemlerimiz kalktı mı? Kaç kere kendinizi bu evin kölesi gibi çalışıyorum derken bulduk? Taşı sıkıyoruz, o taşı yontacak güce de sahibiz, ancak birileri bize güçsüz dediği için gücümüzü fark etmiyoruz. Kalbimiz buram buram özgürlük hasreti ile yanarken kendimizi zihnimizin hapishanelerine hapsediyoruz.25 Kasım, bu hapishanenin kapısını aralayan günlerden biridir.
Bizler, sığınma evlerinin varlığını, hukuki destek alma yollarını, psikolojik şiddetin bir hak ihlali olduğunu bilmek zorundayız. Yerel yönetimler, kadın danışma merkezleri oluşturmalı, bu merkezler var ise güçlendirmeli ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapmalıdır. Ancak bu mücadele, yalnızca kadınların sırtına yüklenemez.
Ey bu toplumun erkekleri; bu, bizim ortak mücadelemizdir! Eşitlik, yalnızca kadınları değil; erkekleri de kendilerine dayatılan 'güçlü olma' maskesinden ve sürekli 'sağlayıcı olma' yükünden kurtaracak bir özgürleşme alanıdır. Eşitlik, size verilmiş hakların kaybı değil, daha adil, huzurlu ve şiddetten arınmış bir toplumun inşası demektir. Bir baba, bir eş, bir komşu olarak: Eşiniz için ütülenmeyen bir gömleğin, onun özgürlük talebinin sembolü olabileceğini anlamalı; komşuluk hukukumuzu sessizlik duvarını aşmak için kullanmalı; şiddet ve eşitsizlik karşısında sessiz kalmamalı ve en önemlisi şiddetin tanımını genişleten, görünmez şiddeti de fark eden birer aktif çözüm ortağı olmalısınız. Bu çaba, kimseyi "kötü" ilan etmekle değil, daha iyi ve daha adil bir toplum inşa etmekle ilgilidir. Şiddeti sadece sonuç olarak değil, eşitsizliğin ta kendisi olarak görme cesaretini gösterdiğimizde, gerçek bir değişim başlayacaktır.
Eşitlik, onu limana demirleyeceğimiz günü bekliyor!