Yazarı Öldürmek

Bir kitabı okumadan ona düşman olmak…

Bir fikri anlamadan ona kurşun sıkmak…

Bir insanı tanımadan onu “hain”, “kafir”, “tehlikeli” ilan etmek…

İnsanlık tarihi boyunca en kolay cinayet hep böyle işlendi:

Önce düşünce öldürüldü.

Sonra yazarı…

Eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat suikast sonucu öldürüldüğünde, mahkeme salonunda tarihe geçecek kadar korkunç bir diyalog yaşandı. Katile neden öldürdüğü sorulduğunda verdiği cevap şuydu:

“Çünkü laikti.”

Peki laiklik neydi?

“Bilmiyorum.”

Aslında mesele tam da buydu.

Bilmeden nefret etmek…

Anlamadan düşman olmak…

Cehalet, yalnızca bilgisizlik değildir.

Cehalet; düşünmeyi reddetmektir.

Sorgulamaktan korkmaktır.

Kulaktan dolma sloganları hakikatin yerine koymaktır.

Dünyaca ünlü Mısırlı yazar Necib Mahfuz öldürülmek istendiğinde de aynı karanlık sahne tekrar etti. Sanığa neden saldırdığı sorulduğunda, “Sokak Çocuklarının Hayalleri kitabını yazdığı için” dedi.

Hakim sordu:

“Kitabı okudun mu?”

Cevap yine aynı karanlıktan geldi:

“Hayır.”

İşte cehaletin gerçek yüzü budur: Okumadan hüküm vermek…

Bilmeden öfkelenmek…

Düşünmeden saldırmak…

Çünkü kitap okuyan insanın eli kolay kolay tetiğe gitmez.

Okuyan insan önce anlamaya çalışır.

Anlayan insan ise kolay kolay düşmanlaştırılamaz.

Yazar Faraj Foda öldürüldüğünde mahkemedeki ifadeler daha da ürkütücüydü. Katiller onun “kafir” olduğunu söylediler. Hakim hangi kitabından bunu anladıklarını sorduğunda şu cevabı verdiler:

“Biz okuma yazma bilmiyoruz.”

İnsan bazen bir cümlenin karşısında susup kalıyor. Çünkü bazı gerçekler bağırmaz; insanın içine çöker.

Bugün dünyada hâlâ kitaplardan korkanlar var.

Şairden korkanlar…

Romandan korkanlar…

Tiyatrodan, sinemadan, düşünceden korkanlar… Duymaktan, söylemekten, görmüş olmaktan, şahit olmaktan korkanlar.

Çünkü bilirler: Bir toplum okumaya başlarsa artık kolay yönetilemez.

Soru sormaya başlayan insan, kör itaati terk eder.

Kütüphane büyüdükçe hurafe küçülür.

Bu yüzden tarih boyunca önce yazarlar hedef alındı.

Kitaplar yakıldı.

Şairler sürgün edildi.

Gazeteciler susturuldu.

Düşünen insanlar “tehlikeli” ilan edildi.

Uğur Mumcu'ların, Sebahattin Ali'lerin, Abdi İpekçi'nin, Çetin Emeç'lerin öldüğünü mü sanırsınız...

Oysa bir yazarı öldürmekle fikir ve aydınlanma sona ermez.

Tam tersine…

Kurşun yalnızca bedenleri ortadan kaldırır; fikirleri değil.

Çünkü düşünce, toprağa gömüldüğünde daha gür filizlenir, meyve verir.

Ve her çağın en büyük savaşı aslında cehaletle olmuştur.

Zira cehalet yalnızca karanlık değildir, karanlığa âşık olmaktır.

Vesselam