Tahammül Eşiği ve Seydeli'nin Eşeği

Her memleketin eski hikâyeleri vardır. Gülersin... Sonra bir bakarsın, güldüğün kendinsin.

Seydeli'nin eşeği de öyle...

Rivayet odur ki, eşek bir gün öyle bir inat eder ki ne ileri gider ne geri gelir. Seydeli çeker, komşular iter, köylü akıl verir... Her kafadan bir ses çıkar. Eşek ise kulaklarını oynatır ama kimseyi dinlemez.

Bir süre sonra köyün yaşlılarından biri dayanamaz:

"Uğraşmayın..." der. "O sizi eşek etmeye çalışıyor."

Aradan yıllar geçmiş...

Eşeğin akıbetini bilmiyoruz ama galiba yöntemi memlekette epey taraftar bulmuş.

Bugün sosyal medyaya bakıyorsunuz...

Herkes haklı.

Herkes âlim.

Herkes vatansever.

Herkes ekonomist.

Herkes tarihçi.

Ama nedense kimse birbirini dinlemiyor.

Bir haber metni, bir duyuru, bir basit cümle kuruluyor, altına yüzlerce anlamsız, alakasız yorum döşeniyor... Kimse yazılanı okumuyor; herkes vereceği cevabı önceden hazırlamış zaten. Sanki fikir alışverişi değil, inat yarışı...

Seydeli'nin eşeği görse, vallahi gurur duyar.

Eskiden eşeklere "inatçı" derdik.

Şimdi eşekler dönüp bize bakıyor olmalı...

"Bu kadarını biz bile yapmıyoruz." diye.

Tahammül eşiğimiz öyle düşmüş ki, biri farklı düşününce sinirleniyoruz; biri eleştirince hain ilan ediyoruz; biri şaka yapınca mahkemeye, biri susunca korkaklığa hükmediyoruz.

Oysa hayat, mahkeme salonu değil.

Her cümle iddianame olmak zorunda değil.

Her farklı ses de düşman değildir.

İşin en acı tarafı şu...

Eskiden köy odalarında insanlar saatlerce tartışır, sonunda aynı çaydanlıktan çay içerdi.

Bugün aynı masada oturanlar birbirinin telefonuna bakıp öfkeleniyor.

Teknoloji ilerledi...

Tahammül geriledi.

Yollar genişledi...

Gönüller daraldı.

Binalar yükseldi...

İnsanlık biraz alçaldı.

Belki de en büyük kara mizah burada.

Birbirimize "adam ol" diye bağırırken, adamlığın ilk şartı olan saygıyı çoktan unutmuşuz.

Seydeli'nin eşeği hiç olmazsa eşek olduğunu biliyordu.

Biz ise çoğu zaman öfkemizi hakikat, kabalığımızı cesaret, tahammülsüzlüğümüzü de karakter sanıyoruz.

Sonra dönüp memleket neden bu hâlde diye soruyoruz.

Cevabı çok uzakta aramaya gerek yok.

Ayna evde.

Eşek hikâyede.

İnat ise hepimizin içinde.

Belki de memleketin en büyük ihtiyacı yeni bir kahraman değil...

Seydeli'nin eşeğinin kulağına eğilip fısıldayan o yaşlı adamın aklıdır.

Çünkü memleketi kurtaracak olan, daha çok bağıranlar değil...

Birbirini hâlâ dinleyebilenlerdir.

Vesselam.