Sivil toplum kuruluşları ve hemşehri dernekleri…
Adı “sivil”, kendisi yarı-resmî; adı “toplum”, içi boş kalabalık. Bugün bu yapıların önemli bir kısmı ne yazık ki toplumu temsil etmiyor; siyasetin arka bahçesinde büyütülen kontrollü bitkilere dönüşmüş durumda.
Kimse kimseyi kandırmasın.
Bu ülkede birçok dernek ve STK, bağımsız bir irade üretmiyor; aksine hazır iradelerin dağıtım merkezine dönüşmüş durumda. Yönetim listelerine bakın: aynı isimler, aynı çevreler, aynı siyasi hizalanmalar. Seçim dönemi geldi mi “toplum yararına etkinlikler” bir anda miting provasına dönüşüyor. Mikrofon sivil toplumda, ama metin çoktan yazılmış.
Hemşehri dernekleri mi?
Bir zamanlar göç eden insanların birbirine tutunma ağıydı. Şimdi ise çoğu yerde oy deposu, nüfuz alanı, siyasi kariyer basamağı. Kültür gecesi adı altında yapılan organizasyonların çoğu, kültürden çok güç gösterisi. Sahne var, protokol var, alkış var… Ama halk yok. Çünkü halk artık figüran.
Daha acısı şu:
Dernek sayısı artıyor, toplum küçülüyor.
Üye sayısı kabarıyor, bağlar kopuyor.
Etkinlikler çoğalıyor, samimiyet azalıyor.
Bir “asosyal toplum” üretiyoruz.
Kalabalıklar içinde yalnız, örgütler içinde etkisiz, sözde aktif ama gerçekte edilgen bir kitle. İnsanlar artık bu yapılara güvenmiyor. Çünkü herkes biliyor ki o kapıdan içeri girince ya bir siyasi etikete yaklaşacaksın ya da görünmez olacaksın.
Peki neden böyle?
Çünkü sivil alan boş bırakılmadı, işgal edildi.
Çünkü bağımsızlık risklidir, bağlılık konforlu.
Çünkü itiraz eden değil, uyum sağlayan yükseltiliyor.
Bugün birçok STK’nın temel sorunu kaynak değil, karakterdir.
Şeffaflık değil, sadakat aranıyor.
Katılım değil, itaat bekleniyor.
Bu düzen böyle gitmez. Gitmemeli.
Sivil toplum, siyasetin arka bahçesi olmaktan çıkmadıkça; toplumun önünü açamaz. Hemşehri dernekleri aidiyet üretmek yerine bağımlılık üretmeye devam ederse, yarın kimse o kapıdan içeri girmez.
Açık konuşalım:
Gerçek sivil toplum, iktidara yakın olan değil; gerektiğinde karşısında durabilendir.
Gerçek dayanışma, fotoğraf karesine sığan değil; kriz anında ortaya çıkandır.
Bugün ihtiyaç olan şey yeni dernekler değil, yeni bir omurga.
Bağımsız, şeffaf, hesap verebilir ve en önemlisi korkmayan bir sivil toplum.
Yoksa bu “sosyal kamp” dediğimiz şeyler, sadece aynı fikirde insanların birbirine konuştuğu, dışarıya kapalı küçük siyasi gettolar olarak kalacak. Ve biz, kalabalıkların ortasında giderek daha da yalnızlaşacağız.