Şiddet...

Yazıp yazıp sildiğim, kalemin kırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dilde söyleyecek söz, gözde görecek derman kalmadı. Her geçen gün yeni bir umut beklerken, gördüklerimiz ne yazık ki kıyımdan ibaret oluyor. Ancak biliyoruz ki; bilgi güçtür. Öğrendikçe kendimizi geliştirir, farklı yolların mümkün olduğuna dair inancımızı yeşertiriz.

Yaptığım araştırmalarda, şiddetin teknik tanımı ile sosyal hayattaki yansımaları arasındaki uçurumu gördüğümde, bu farkındalığı paylaşma ihtiyacı hissettim. Ne de olsa her birimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız; birimizin maruz kaldığı karanlık, hepimizin gökyüzünü karartıyor.

Şiddet konusuna gelecek olursak;

Kelimeyi ilk duyduğumuzda kaba kuvvet olarak tanımlayabiliriz. Şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve basıkıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmaktadır. Ve şiddet evde, aile bireyleri arasında veya sokakta ya da işyerimizde meydana gelebilir. 1

Yukarıdaki şiddet tanımı çerçevesinde kendi hayatımızı gözden geçirelim isterim. Dünyadaki kadınların üçte birinin aile içi şiddetten etkilendiği tahmin ediliyor. 2 Ekonomik, cinsel ve/veya psikolojik şiddetin hayatımızın ne kadar içinde olduğunu farkında mıyız?

Bilgi yığını içerisinde kaybolduğumuz çağımızda hayati gerçekleri gözden kaçırdığımız olabiliyor. Gelin birlikte gözden kaçan ancak yürek yakan verilere bakalım.

Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması sonuçlarına göre, şiddetin sadece fiziksel olmadığını kanıtlanıyor. Türkiye’deki 2025 verileri ise şiddetin "eğitimli-eğitimsiz" ayrımı yapmadığını, sadece biçim değiştirdiğini kanıtlıyor: Kadınların %28,2'si psikolojik, %18,3'ü ekonomik ve %10,9'u ısrarlı takibe maruz kaluyor. İlginç bir veri ise eğitimle ilgili: Eğitim seviyesi yükseldikçe ekonomik şiddet azalırken (%31,8'den %8,9'a), ne yazık ki ısrarlı takip ve dijital şiddet artıyor. Yükseköğretim mezunu kadınlarda dijital şiddet oranı %13,4'ü bulduğu tespit edilmiş.3

Akdemir’in çalışmasında yer verdiği başka bir araştırmaya göre ise; cinsel şiddet vakalarında mağdurların %90'ı saldırganı tanıyor. Mağdurların %49'u failin eşi veya partneri olduğunu söylerken, her 10 mağdurdan 8'i mevcut veya eski bir yakın partner tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

İnsanların yaşadığı durumun cinsel şiddet olduğunu bile bilmediği gerçeği, en büyük yaramızdır. Yukarıda yer verdiğimiz istatistikler sadece kurumsal başvurular; peki ya sessizce evlerinde solanlar? Yaşadığı baskıyı kader ya da ilgi sananlar?

Oturup karaları bağlayalım diye yazmadım. Bilmek, bir durumun sorun olduğunu anlayabilmenin yoludur. Şiddetin odağında tahakküm (hükmetme) ilişkisi vardır. Ancak insanlar eşit değere sahip varlıklardır ve birbirlerinin onuruna saygı göstermekle yükümlüdür. Bu nedenle şiddet, sadece bireye değil, insanlık onuruna ve eşitlik ilkesine yapılmış bir saldırıdır.

Şiddetten korunmanın ilk adımı, onun her türlüsünü tanımaktır. Eğer yaşadığınız şey size değersiz hissettiriyor, özgürlüğünüzü kısıtlıyor veya gerçekliğinizi sorgulatıyorsa; bu bir sevgi değil, şiddettir.

Bilelim, tanıyalım ve susmayalım. Çünkü iyileşme, ancak gerçeği adıyla çağırdığımızda başlar.

Yalnız değilsiniz. Şiddetin her türlüsünde ALO 183 Sosyal Destek Hattı veya KADES uygulaması üzerinden destek alabileceğinizi unutmayın.

Kaynaklar:

1 https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_NEDIR.html

2 Akdemir, G. S. (2026). KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNİN CİNSEL SUÇLARDAKİ GÖRÜNTÜSÜ: EŞE KARŞI CİNSEL SALDIRI SUÇU. Ankara Barosu Dergisi, 84(1), 317-405.

3 Tüik - İstatistiklerle Kadın 2025 (06.03.2026 tarihinde erişim sağlandı.)