Madalyanın Öbür Yüzü...

Her yıl 9 Haziran gelir.
Meydanlarda törenler yapılır. Nutuklar atılır. Çelenkler bırakılır. Fotoğraflar çekilir.
Sonra bazıları İstiklal yolu için yürür geri kalan herkes evine işine döner.
Oysa İnebolu'nun hikâyesi yılda bir gün hatırlanacak kadar küçük değildir.
Bu canım ilçe, Kurtuluş Savaşı'nın en zor günlerinde Anadolu'nun nefes aldığı kapılardan biriydi. Bir liman kentinden çok daha fazlasıydı. Yoksulluğun, imkânsızlığın ve işgal tehdidinin ortasında bir milletin direniş iradesini sırtında taşıdı.
Bugün göğsümüzde gururla taşıdığımız Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası ki artık ikinci bir madalyamız daha oldu; işte o fedakârlığın nişanesidir. (Bu arada kente ikinci madalya konusunda yaptığı çalışmalar neticesinde ilçeye ikinci bir onuru yaşatan İnebolu Belediye Başkanı Engin Uzuner ve kıymetli araştırmacı Engin Gül beyi tebrik ediyorum)
Takdir edilmek, onure edilmek muhteşem bir gururdur... Ama madalyalar yalnızca gurur vermez.
Bazen insanın omuzlarına yük de bindirir.
Çünkü bir soru vardır ki her 9 Haziran'da yeniden karşımıza dikilir, dikilmelidir: Biz, bize emanet edilen bu kentin ve madalyaların hakkını verebildik mi?
Bir zamanlar Anadolu'nun kaderine yön veren İnebolu, bugün kendi kaderini belirleyebiliyor mu?
Gençler neden gidiyor?
Esnaf neden umutsuz?
Neden her geçen yıl biraz daha küçülüyor, biraz daha yalnızlaşıyoruz?
Neden geçmişimiz büyüdükçe geleceğimiz daralıyor?
Bu soruları sormadan yapılan her kutlama eksik kalacaktır ki kaldı...
Çünkü kahramanlık geçmiş zaman kipinde çekilmiş bir kelime değildir.
Kahramanlık bazen memleketini ve meselelerini terk etmemektir.
Bazen yatırım yapmaktır.
Bazen üretmektir.
Bazen bir okulun, bir sokağın, bir limanın, bir kültürün peşine düşmektir.
Bir cumhuriyet kentine yaraşır bir ilçe olmak ülküsünü hayata geçirmektedir.
Bugün İnebolu'nun en büyük ihtiyacı geçmişini anlatacak insanlar değil; geleceğini kuracak insanlardır.
Bizler sürekli Hamamcı Salih Kadı Reis'i, İlyas Kaptan'ı, isimleri unutulmuş nesilleri kesilmiş,bize de bir fatiha okuyan yok mu diyen yüzlerce binlerce Şerife Bacı ve adsız kahramanları anlatıyoruz. Övünüyor, gururlanıyoruz.
Haklıyız da...
Ama onların fedakârlığını anarken, onun uğruna mücadele ettiği memleket için ne yaptığımızı da konuşmak zorundayız.
Tarih, yalnızca övünmek için değil, utanmak için de vardır bazen.
Geçmişin büyüklüğü karşısında bugünün eksikliklerinden utanmak...
Ve sonra o eksiklikleri gidermek için ayağa kalkmak...
İşte gerçek saygı budur.
9 Haziran, sadece bir kutlama günü değildir.
Bir vicdan günüdür.
Bir hesaplaşma günüdür.
Bir aynadır.
O aynaya baktığımızda, yüz yıl önceki kahramanların gölgesinde yaşayan insanlar mı görüyoruz?
Yoksa onların bıraktığı emaneti büyütmeye çalışan bir nesil mi?
Asıl mesele budur.
Çünkü Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası'nın ağırlığı maddi bir karşılık ya da dara değil, sorumluluktandır.
Ve o sorumluluk hâlâ omuzlarımızdadır.
Hem de iki kat daha artmış olarak!