Madalya Madalya Madalya...

Başlıkta üçledik ama... Şimdilik iki tane var efendim. Üçüncüsü neden olmasın, fena da olmaz... Fazla madalya göz çıkarmaz.


Konumuza dönelim.


Birdi ikiledik... İstediğiniz madalya olsun ne demek dediler, elimize verdiler (aybaşında tören varmış, benden duymuş olun)


İnebolu ikinci İstiklal Madalyası ile taltif edildi efendim. Önceden emeği geçenleri tebrik etmiştim, bu da iki olsun...


Hayırlı olsun. Gurur duyalım, alkışlayalım, tören yapalım, fotoğraf çektirelim, nutuk atalım. Nasıl olsa bunlar bedava. Çünkü bu memlekette en kolay dağıtılan şey, geçmişin şerefi üzerinden bugünün eksiklerini örtmeye çalışan cümlelerdir. Duble yolumuz yok geçmeye ama duble madalyamız var. İnsan bazen düşünüyor; keşke yollar da madalya kadar hızlı gelseydi, keşke yatırımlar da tarih kadar sık hatırlansaydı.


Yol desen eksik... Su desen konuşuluyor... Sorunlar desen yıllardır aynı umut cümlelerinin misafiri... Tüm sorunlar ve vizyoner mevzular her seçim döneminde biraz daha büyüyen, seçim bitince yeniden küçülen bir masal... Genç desen bavulunu toplamış, iş desen başka şehirlerde aranıyor, aş desen her geçen gün biraz daha küçülen sofralarda hesaplanıyor. Şehir köylü istilasına uğramış, adam gibi kültür sanat ve kentlilik kırıntısı kalmamış. Esnaf dükkânı açıyor kapatıyor belki bir şeyler düzelir diye, sanatkâr emeğinin karşılığını bulamıyor, emekli maaşını ayın ortasına yetiştiremiyor, emekçi alın terini enflasyona kaptırıyor. Sahilimiz var ama gerektiği gibi değerlendiremiyoruz, güya kumsalımız var ama (Abana'ya gittim,içimde kabuklanmış yaram depreşti) turizmden hak ettiği payı alamıyoruz, bitmeyen işlerimiz var ama bitmek bilmeyen açılışlarımız da var.


Ama bizim madalyamız var... Hem de iki tane...


Artık iki kere şerefliyiz. Duble kahramanız. En birinciyiz, tekinciyiz, ne derseniz iki katıyız. Yalnız iş hizmete gelince yarım, yatırıma gelince eksik, geleceğe gelince sessiziz. Geçmişimizin büyüklüğüyle övünürken bugünün sorumluluğunu konuşmaktan ısrarla kaçıyoruz. Çünkü geçmiş alkış getiriyor, gelecek ise emek istiyor.


Okumazlar... Düşünmezler... Görmezler... Duymazlar... Doymazlar...


Hamasete tüy dikerler, dertlere sünger çekerler, sonra da kendi kendilerine gelin güvey olup büyük bir mutlulukla objektifin karşısına geçerler. Bir kurdele, bir plaket, bir madalya, birkaç alkış, birkaç sosyal medya paylaşımı... Tamam. Sanki memleketin bütün meseleleri çözülmüş gibi. Oysa fotoğraf kareleri büyüdükçe, kadrajın dışında kalan sorunlar daha da belirginleşiyor.


Kimse yanlış anlamasın. İnebolu'nun kahramanlığı tartışılmaz. Mesele de bu değil zaten... Bu toprakların Kurtuluş Savaşı'ndaki fedakârlığı, taşıdığı cephane, ödediği bedel, aldığı İstiklal Madalyası bu milletin ortak onurudur. Bizim itirazımız madalyaya değil; madalyayı bugünün eksiklerini unutturacak bir perde gibi kullanma alışkanlığınadır. Çünkü tarih, geleceği kurmak için omuz verir; geleceğin yerine geçmek için değil.


İnebolu bugün yeni bir madalyadan çok, yeni bir vizyona ihtiyaç duyuyor. Gençlerin dönmek isteyeceği bir ilçeye, yatırımın uğrayacağı bir limana, kültürün ve turizmin gerçekten üretime dönüşeceği projelere, nefes alan esnafa, umutla çalışan üreticiye, güven veren sağlık hizmetlerine, planlı bir şehirleşmeye, bitmeyen vaatler yerine bitirilmiş işlere ihtiyaç duyuyor.


Madalyası altındandır belki... (Yine de alırken kontrol etmekte yarar var benden söylemesi, sayın valimiz umarım bu satırları okur.)


Demem o ki, memleketin bahtı yalnız madalyayla değişmiyor.


Bir memleketi asıl değerli yapan şey, duvarda asılı nişanlar değil; o nişanların hatırına yaşayan insanların yüzündeki tebessümdür. O tebessüm eksikse, geriye ne kadar parlak olursa olsun yalnızca madalyanın parıltısı kalır.
Yanılıyor muyum yine?


Vurun abalıya o halde! Dili çok uzadı bu mendeburun.


Vesselam.