Kusurluluk Şemasının Gölgesinde Kıskançlık

Bu hafta kıskançlık üzerine konuşalım istedim. Çünkü kıskançlık, düşünülenin aksine karşımızdaki kişiyle değil, kendimizle olan ilişkimizle ilgilidir. Kıskançlık kendimizi sevilmeye yeterli görmeme duygusundan beslenir. Yani mesele onu kimseye kaptırmamak değil, “Ben en iyisi olmazsam, başkasını seçer. Bu yüzden mükemmel olmalıyım” kaygısıdır. Ama öyle bir dünya yok. Hepimiz hatalarımızla varız. Bu yüzden hem kendi kusurlarımıza tahammülsüz hale geliriz hem de bu duyguyu bastırmak için soluğu partnerimizi kısıtlamakta alırız. Bu duygunun kökeni genellikle çocuklukta atılır. Bir çocuk, kardeşiyle ya da yaşıtlarıyla sürekli karşılaştırıldığında ya da sadece iyi notlar getirdiğinde, uslu durduğunda, anne-babasının sözünden çıkmadığında ‘aferin’ alıyorsa “Ben kendim olursam eğer asla yeterince iyi olamam” inancını içselleştirir. Ebeveyninden gelen sevgi koşulluysa “başarılıysan değerlisin”, “usluysan sevilirsin” gibi; Çocuk sevgiyi kazanılması gereken bir şey zanneder.
İşte o noktada Kusurluluk Şeması doğar. Ve yıllar sonra yetişkin olduğumuzda bile, bir başkasının sevgisini kaybetme korkusu, o eski “yetersizim” duygusunu tetikler.

Şema, içsel bir sesle şöyle fısıldar: “Zaten hiçbir konuda en iyi değilim. Gerçek beni tanırsa asla beni sevmez. Benden daha iyisini bulacak ve beni bırakacak.” İşte bu düşünceyle hareket eden zihin, kıskançlığı bir savunma mekanizması gibi kullanır. Kıskanç kişi, aslında kontrol etmeye değil, kaybedilmekten korunmaya çalışır. Fakat ironik biçimde bu davranış, en çok da ilişkiye zarar verir. Çünkü kıskançlık, sevgi gibi görünür ama altında utanç ve yetersizlik hissi yatar. E tabi bir de dizi ve filmlerde “Seven insan kıskanır” klişesinin ısrarla sunulması da ayrı bir mesele. Kişiler partnerleri onları kıskanmıyorsa sevmediği şeklinde yorumlayabiliyorlar. Burada yine hatalı öğrenilen toplumsal bir mitle karşılaşıyoruz. Kıskanılmak sevildiğinizi anlamanın yegane yolu değildir. İlişkiler güvene dayalı olduğunda gelişir.

Jeffrey Young ve ekibine göre Kusurluluk Şeması’ nın merkezinde “sevilmeye layık olmama” inancı vardır. Kişi, bu inancı doğrulayan ilişkileri seçme eğilimindedir. Yani kendisini sevilemeyecek kadar kusurlu hisseden biri, bilinç dışı bir şekilde kendisini bu hisse tekrar maruz bırakacak kişiye aşık olacaktır. Partnerin ilgisi azaldığında, kişi hemen kendi eksikliğine dönecek ve “Ben neyi yanlış yaptım?”, “Artık beni istemiyor” düşünceleri devreye girecektir. Oysa burada asıl mesele, partnerin davranışı değil, kişinin kendi değeriyle kurduğu bağdır.

Kıskançlık, yalnızca romantik ilişkilerde değil, arkadaşlıkta ya da iş ortamında da aynı kökten filizlenir. Birinin başarısı, sevgisi, ilgisi bize yönelmediğinde içimizdeki çocuk fısıldar:
“Yine ben seçilmedim.”

Ama şema fark edildiğinde bu döngü kırılabilir. Kendine sormak gerekir: “Şu anda gerçekten birini kıskanıyor muyum, yoksa asıl sorun kendimi yetersiz hissetmem mi?”

Cevap çoğu zaman ikincisidir. Kıskançlık, sevilmek isteğinin değil; sevilmeye layık olmadığını sanmanın yankısıdır. Kendine yönelttiğin şefkat, bu yankıyı susturur.

Kaynakça

· Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2014). Şema terapi: Terapist rehberi (Çev. M. T. Karaosmanoğlu, D. E. Yavuz, & B. Kalkan). Litera Yayıncılık.
(Orijinal eser: Schema therapy: A practitioner’s guide, 2003).

· Arntz, A., & Jacob, G. (2016). Şema terapi: Klinik uygulama kılavuzu (Çev. M. T. Karaosmanoğlu & D. E. Yavuz). Litera Yayıncılık.
(Orijinal eser: Schema therapy in practice: An introductory guide to the schema mode approach, 2013).

· Beck, A. T. (1990). Aşk yetmez: Çiftlerin yanlış anlamaları aşmasının yolları (Çev. E. D. Kök). HYB Yayıncılık.
(Orijinal eser: Love is never enough: How couples can overcome misunderstandings, 1988).

· Leahy, R. L. (2019). Duyguların efendisi ol: Kaygı, öfke, suçluluk, kıskançlık, kıyaslama ve pişmanlıkla baş etme rehberi (Çev. E. Durukan). Psikonet Yayınları.
(Orijinal eser: The Worry Cure ve Emotional Schema Therapy for Anxiety, Depression, Anger, and Guilt, 2015).