Koca koca bedenler, çocuk yürekler...

Gün ışığı perdeye yansıdığında uyandım. Ortalıkta ne bir çıt sesi var ne de yaşama dair bir emare. Elimi yüzümü yıkadım. Bir kupa dolusu Türk kahvesi yaptım. Koltuğun bir köşesine sindim. Yanımda Nihan Kaya’nın Erteleme isimli kitabı. Sevemedim başlangıçta bu kadını. Kitaplarının psikoloji bölümünde yer alması açıktan açığa rahatsız etti. Nedeni ise istediğiniz kadar bir alanda yüksek lisans, doktora yapın; lisans eğitimini almadıysanız unvanını kullanamazsınız. Bu nedenle unvanı olmamasına rağmen kitaplarının psikoloji bölümünde yer almasını eleştirerek hep bir önyargı ile okudum.

Lakin kitabın ortalarındaki cümlesi dikkatimi çekti. Tüm güçlülüğümüzü nasıl, ne derece, ne kapasitede kullanabileceğimizi belirleyen şey, çocukken tüm güçlülüğümüze verilen alan, imkan, destek...

Belki eğlencesine dediğimiz çocukluğunda ne yaşadın cümlesi vücut bulmaya başladı. Ne yaşadık çocukluğumuzda? O çocuk şimdimizde ne kadar etkili? Onunla iletişime geçebilir miyiz? Oyun oynayıp yaralarına merhem sürebilir miyiz? Belki de sadece onu dinleyip anlamamız yetiyordur? Olamaz mı!

Yüreğimize zamanla geçer, alışırsın demeyelim! Kendimizi hazır hissettikçe onu anlamaya çalışalım. Su nasıl akıp yolunu buluyorsa, yüreğimizin de yolunu bulması için kendimize ihtimam gösterelim. Hatta belki de kendimizle, yüreğimizle, ruhumuzla temasımız arttıkça insanların iç ve dış dünyalarının birbirinden farklı olabileceğini idrak edebileceğiz. Fütursuzca konuşan dilimiz her insanın kendine özgü, tek başına baş edemeyebileceği bir derdinin olabileceği aydınlanmasının etkisiyle durulacak. Yutkunacağız.

Elbette ki Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanında "Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım" der ya... Bizler de kalp kırarız, incitiriz diye iletişim kesmeyeceğiz, susmayacağız. Belki de dinlemeyi öğreneceğiz. Kelimelerin ardındaki duyguları, gözlerinin derininde arayacağız. Ya da sadece söylenenleri olduğu gibi alacağız.

Lakin yaşayacağız. Yaralarımızla yüzleşmeyi ertelemedikçe kendimize sarılacağız. Yürekten bir başkasına sarılabilmenin yegane yoludur belki de kendine sarılabilmek. Karanlığının kuytusundan çıkamamış çocukluğumuza, yetişkin halimizin sarılması ağla demesi gerekecek.

Olmaz olur mu dersin! Belki de yeniden doğacağız! Otuzlu yaşlarımda ergenliği deneyimliyorum. Yetişkin bedenim içerisine hapsolmuş çocukluğumu büyütüyorum. Peki ya sen, çocukluğuna rastlayabildin mi?