Bir şapka neden bu kadar rahatsız eder?

Tuzla İnebolulular Derneği Başkanı Mehmet Uçarkuş, geçtiğimiz günlerde İnebolu Postası Gazetesi aracılığıyla bir etkinlik duyurusu paylaştı. Duyuruya göre İstanbul'da, Şapka ve Kıyafet Devrimi'nin yıldönümü dolayısıyla "Atatürk ve İstiklal Yolu Yürüyüşü" gerçekleştirilecek, katılımcılara da sembolik olarak panama şapkaları dağıtılacaktı.

Normal şartlarda bunun bir kültür etkinliği olarak değerlendirilmesi gerekirdi.

Sonuçta ortada bir yasa yoktu.

Bir dayatma yoktu.

Bir zorunluluk yoktu.

Ne kimsenin başına zorla şapka geçiriliyordu ne de yüz yıl öncesinin tartışmaları yeniden hayata döndürülüyordu.

Sadece bir anma etkinliği düzenleniyordu.

Fakat sosyal medya yorumları gösterdi ki mesele etkinlik değilmiş.

Mesele şapka da değilmiş.

Mesele doğrudan Atatürk'müş.

Çünkü yorumların önemli bir kısmında İnebolu'nun Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü konuşulmadı.

İstiklal Yolu konuşulmadı.

Kağnılar konuşulmadı.

Cephane taşıyan kahramanlar konuşulmadı.

Şapkanın sembolik anlamı bile konuşulmadı.

Hatta ikinci İstiklal Madalyası bile kayda değer bir tepki görmedi...

Konuşulan tek şey Atatürk oldu.

Aslında bu durum Türkiye'nin uzun yıllardır yaşadığı sosyolojik bir gerçeği ortaya koyuyor.

Bazı insanlar herhangi bir olayı kendi bağlamında değerlendirmiyor. Önce Atatürk'le bağlantısını kuruyor.

Bağlantıyı kurduğu anda da otomatik olarak karşı pozisyona geçiyor. Bu artık tarihsel bir değerlendirme olmaktan çıkmış durumda.

Bu, bir kimlik refleksi.

Bir şartlanma.

Bir tür siyasal alışkanlık.

Dikkat ederseniz, Atatürk'ün etkisinin bittiğini söyleyenler bile konu Atatürk olduğunda ilk tepki verenler oluyor.

Unutulduğunu iddia edenler, onun adının geçtiği her paylaşımın altında mutlaka kendilerini gösteriyor.

Geçmişte kaldığını söyleyenler, onu her gün yeniden gündeme taşıyor.

Bu durumun sosyolojik karşılığı çok açıktır:

İnsan, kendisi için önemsiz olan şeyle sürekli mücadele etmez.

Bir fikre, bir sembole ya da bir kişiye karşı sürekli öfke üretiyorsanız, aslında onun toplumsal etkisini kabul etmişsiniz demektir.

Şapka burada sadece bir bahanedir.

Tepkinin gerçek adresi Cumhuriyet'in kurucu hafızasıdır.

Daha da ilginci, Mehmet Uçarkuş'un duyurusuna gösterilen tepkinin önemli bir kısmı etkinliğin içeriğini bile tartışmıyordu.

Kimse dönüp "İnebolu'nun Milli Mücadele'deki yeri neden anlatılmıyor?" demiyordu.

Kimse "İstiklal Yolu genç nesillere nasıl aktarılır?" sorusunu sormuyordu.

Kimse kültürel mirasın korunmasına ilişkin bir öneri sunmuyordu.

Bütün enerji bir şapkaya ve onun çağrıştırdığı isme yönelmişti.

İşte bu durum sağlıklı bir tarih tartışmasından çok, tarihsel bir huzursuzluğun işaretidir.

Çünkü özgüvenli toplumlar geçmişleriyle kavga etmez.

Onları araştırır.

Eleştirir.

Eksiklerini konuşur.

Ama yüz yıl sonra bile sembollerden korkmaz.

Bir şapkayı ideolojik tehdit olarak görmez.

Bir anma etkinliğini kültürel savaş alanına dönüştürmez.

Bugün bir dernek başkanının yaptığı sıradan bir etkinlik duyurusunun bile bu kadar sert tepkiler üretmesi, aslında Atatürk'ten çok o tepkileri verenlerin ruh halini anlatıyor.

Aradan bir asır geçmiş olmasına rağmen hâlâ bir şapkadan rahatsız olunuyorsa, sorun şapkada değildir.

Hâlâ bir yürüyüşten huzursuzluk duyuluyorsa, sorun yürüyüşte değildir.

Sorun, bazı insanların Cumhuriyet'le olan bitmeyen hesabındadır.

Çünkü bazen insanın en büyük kavgası karşısındakiyle değil, zihninde yenemediği gölgelerle olur.

Ve görünen o ki, yüz yıl sonra bile bir panama şapkası, bazı insanların zihnindeki o gölgeleri rahatsız etmeye devam ediyor.

Vesselam...