Beton kemiremeyeceğimize göre...

Zamanın nasıl geçtiğini fark ediyor muyuz?

Kimimize göre yavaş, sakin, dingin; kimimize göre ise alelacele, yetişmeyen işler ve yetişme telaşı ile geçiyor. Neye, nasıl yetişeceğimize karar vermeye çalışırken beynimizin arka planında aktif olan sekmeler nedeniyle bazen yaşam için önemli olanları gözardı edebiliyoruz.

Yaşantılarımız bir illüzyon mu, yoksa kararları kendimiz mi veriyoruz?

Hayat; marketten domates almak mı, markete gelen domatesi yetiştirmek mi? Üretmek mi kıymetli, tüketmek mi?

Günümüz insanı olarak, tükettikçe var olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa hızlı tüketim kültürü, sadece zaman ve maddi birikimlerimizden değil, soframızın kalitesinden de çalıyor. Gıda kalitesi iyi bir ürünü tüketmeyi hak etmediğimizi mi düşünüyoruz?

Bakın, bu hızlı tüketim kültürü en çok gıda sektörünü etkiledi. Her şeyi çabuk ve ucuz istediğimiz için, yaşam kaynaklarımızın en önemlisi olan gıda ve su güvenliğini nasıl tehlikeye attığımızı görmezden geliyoruz.

Musluktan aktığı, marketten satın alınabildiği sürece umursamayacak mıyız? Peki ya umursamak istediğimizde her şey için çok geç kalmış olursak? Gezegen kritik sınırları bir bir aşarken toprağımızın verimsizliği ile yüz yüze kalırsak ne yapacağız?

Elbette teknolojinin ilerlemesinin nimetlerini yiyeceğiz. Ancak karamsar bir çerçeveden bakarsam, taşlarla sopalarla savaşacak duruma gelirsek ne olacak?

Buğday ekmeyi bilmeyen bizler ne yapacağız? İşte o zaman ne kadar zengin olursak olalım, beton kemiremeyeceğimize göre, tek çıkış yolumuz kalıyor: Var olanı, yani toprağımızı ve bilgimizi ne pahasına olursa olsun korumak! Peki neden bunu yapamıyoruz? İşte MESELE burada başlıyor.

Mesele, bizim hızlı tüketim çarkına kapılıp tarladaki teyzemizin, amcamızın çektiği çileyi görmezden gelmemizdir. Böyle devam ederse tarlada teyze, amca görmemiz de pek mümkün gibi değil.

Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı’nın TÜİK verilerine dayanarak yaptığı analizleri de bunu gösteriyor: Türkiye’de tarım sektöründe çalışanların yaş ortalaması hızla artıyor. Erkeklerin yaş ortalaması 2004’te 42,1 iken 2024’te 47,8’e, kadınlarınki ise 39,8’den 46,0’ya ulaşmış. (https://www.haberturk.com/calisanlarimiz-yaslandi-3830480-ekonomi?page=2, 05.11.2025 tarihinde erişim sağlandı.)

Başka bir ifadeyle gençler tarım sektöründe çalışmak istemiyor. Teknoloji ile harmanlayarak kullanacağımız deneyime dayalı bilgi, yaşlılarla birlikte yok oluyor.İşte bu yaşlı eller ve kaybolan bilgi, meselenin sadece bir yüzü.

Diğer yüzü ise, bu sektörü yönetenlerin ya da büyük oyuncuların, maliyeti düşürme uğruna toprağa sırt çevirmesi. Tarım sektörünü yönlendirenler için toprak sağlığı bile öncelikli değil. Onlar en ucuz yöntemle fazla verim almak isterken, toprak zehirleniyor. Yeşil gübreleme gibi toprağı iyileştiren yöntemler ise hem maliyetli hem de ne yazık ki sermayesi olmayana lüks, başka bir ifade ile sınıfsal bir tercih olarak kalıyor.

Oturup kara kara düşünmek yerine çözüm arayışına girelim. Elbette bu kadar önemli bir konuda devlet desteği kaçınılmaz olarak çok önemlidir. Devlet desteğini talep etmekle beraber, bireysel olarak neler yapabileceğimize bakalım.

Gıda israfının %30'larda olduğunu düşünürsek; israftan kaçınmak öncelikli adımdır.

Gıda satın alırken mevsiminde olanı ve yereli tercih edebiliriz. Biz yereli desteklersek, küçük çiftçi ayakta kalır.

Diğer yandan üretim süreçlerinin adil olup olmadığını sorgulayabiliriz. Kıymetini bilmek istiyorsak da, bir saksıda domates yetiştirmenin zorluğunu bizzat deneyimleyebiliriz.

Unutmayalım, en başta sormuştuk: Yaşantılarımız bir illüzyon mu, yoksa kendimiz mi karar veriyoruz?

Tüketim çarkına boyun eğmek bir illüzyon. Kendi kararımız ise üretimi, emeği ve toprağı korumaktır.

Herkesin domates olma hakkı vardır. Zira bir domates, kimi zaman sofraların lezzeti, kimi zaman da ezilip salça olarak mutfağımızın özü olur. İşte biz de öyleyiz; bu büyük yaşam döngüsünde her birimiz birbirimizin vazgeçilmez bir parçasıyız. Seçimlerimiz bir domino etkisi yaratır ve ucundan kıyısından da olsa daima birbirimize dokunur.

Şimdi o hızlı sekmeleri kapatalım ve hayatında neyin gerçekten kıymetli olduğuna karar verelim. Bugün yeni bir adım atmak ister miyiz?