Kimse evlenirken boşanmayı düşünmez. Hayatımızın en romantik kabullerinden biridir sevdiğimiz insanla bir ömür geçirmek... Belki de bu nedenle, imza atarken aslında hayatın en karmaşık, en çok maddeli sözleşmesini imzaladığımızın farkında değilizdir. Sanıyorum ki evlilik, romantik ambalajlı bir şirket birleşmesi.
Geçtiğimiz günlerde bir dostum, evlenmeden önce eşiyle olası bir boşanma durumunda nasıl davranacaklarını konuştuğunu söyledi. Kulağa garip geliyor, değil mi? Mimiklerimden bu şaşkınlığı hissetmiş olacak ki; “Ben deli miyim de henüz olmayan çocuğun velayeti için eşimle tartıştım?” diye sordu.
Deli değildi elbet; sadece ailenin yapısındaki değişimin farkına varmıştı. Günümüz dünyasında toplumsal süreçler dönüşümekte ve toplumsal yapının temel taşlarından olan aile de bu değişimden payını almaktadır. Boşanma, bugün istatistiklerde sıkça karşımıza çıksa da aslında evlenme kadar eski bir tarihe sahiptir. Ankara Etnografya Müzesi’ndeki Asur kil tabletlerinde yer alan boşanma belgeleri bize evlenmenin de boşanmanın da en nihayetinde hukuki bir mesele olduğunu göstermektedir.
TÜİK’in 2025 yılı verileri, evlenme hızının azaldığını, boşanma hızının ise arttığını gösteriyor. Sanıyorum ki kol kırılır yen içinde kalır devri kapanmakta; yerini bireysel hakların ve ekonomik kaygıların sorgulandığı bir alan doldurmaktadır. Araştırmalar, ekonomik gücü olan bireylerin daha kolay boşanma kararı alabildiğini göstermektedir. Ancak bu durum, sanılanın aksine aile kurumunun çöküşü değil, bireyin mutsuzluğa mahkum olmama özgürlüğüdür.
Günümüzde en çok tartışılan konu kuşkusuz nafaka. Toplumdaki yaygın yanlışın aksine, nafaka sadece erkeğin ödediği bir bedel değildir. Türk Medeni Kanunu, nafakanın yoksulluğa düşen tarafa ödeneceğini söylemektedir. Nitekim çalışan bir kadın, erkek meslektaşından ortalama %20 daha az kazanıyorsa, boşanma neticesinde yoksulluğa düşen tarafın kadın olması bir tesadüf değildir. Yapısal bir sorundur.
Daha da önemlisi nafaka bir lütuf değil, evlilik birliği içindeki fedakarlıkların tazminidir. Bir eşin kariyerinden ettiği feragat, yıllarca süren ev içi görünmez emeği ve çocuk bakımındaki mesaisi, boşanma masasında ekonomik özgürlük sloganlarına kurban edilmemelidir. Eşitlik sadece maaş bordrosunda değil, o evin döngüsünü sağlayan her saniyededir.
Henüz ortada olmayan bir çocuğun velayetini veya mal paylaşımını tartışmak bir kavga değil, bir hak arama bilincidir. Bu konuşmaları yapmak eşinize güvenmediğiniz anlamına gelmemektedir. Aksine birbirinizi ve gelecekteki olası haklarınızı koruyacak kadar ciddiye aldığınızı gösterir.
Önümüz 14 Şubat... Vitrinlerin, ekranların kırmızı kalplerle süslendiği, sonsuza dek vaatlerinin havada uçuştuğu o toz pembe gün. Takdir edersiniz ki o ihtişamlı törenlerin ve romantik hayallerin ardındaki ihtimallerden biri de her zaman boşanma kapısıdır. Hayat, sadece kutlamalardan ibaret değildir ve önümüze ne getireceğini bilemeyiz. Bu nedenle evlenmeyi düşündüğünüz insanı sadece akşam yemeklerinde veya tatil planlarında değil; bir kriz anında nasıl birine dönüştüğünü, mali konulardaki tutumunu ve "hak" kavramına bakışını bilerek tanımanız gerekir.
Şunu yüksek sesle söylemekten çekinmemeliyiz: Evlenmeden önce mali konuları, olası bir ayrılıkta sergilenecek tavrı veya çocuk yetiştirme disiplinini konuşmak ayıp değildir. Aksine bu kuracağınız yuvaya ve eşimize duyduğunuz en derin saygının bir göstergesidir. Gerçek bir sevgi, birbirinin sadece bugününü değil, belirsiz geleceğini de koruma altına alacak kadar cesur olabilmektir.
Kaynaklar:
1- Yüksektepe, İ. (2025). TÜRKİYE’DE AİLE DANIŞMA MERKEZLERİNE GENEL BİR BAKIŞ. Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 49(1), 97-105.
2- Can, Y., & Aksu, N. B. (2016). BOŞANMA SÜRECİNDE VE SONRASINDA KADIN. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 15(58). https://doi.org/10.17755/esosder.258824
3- Aydın, O., & Baran, G. (2010). TOPLUMSAL DEĞİŞME SÜRECİNDE EVLENME VE BOŞANMA. Toplum ve Sosyal Hizmet, 21(2), 117-126.