İnebolu bunu hak ediyor.

İstiklal Yolu Milli Park Yönetim Merkezi Neden İnebolu olmalı?

İnebolu bunu hak ediyor.
banner3

Murat Karasalihoğlu, Çankırı’nın sahiplenme çabası içerisinde olduğu İstiklal Yolu Tarihi Milli Parkı Yönetim Merkezi’nin neden ilimizde ve özellikle de neden İnebolu’da kurulması gerektiğini tarihsellik, turizm, güzergah ve cazibe noktaları açısından 6 ana başlık altında ele alarak ortaya serdi.

2018 yılı Kasım ayı başında Resmi Gazete’de ilan edilerek Milli Park Statüsü kazanan ve sınırları Kastamonu’nun İnebolu ilçesinden başlayarak Ankara’ya kadar devam eden yaklaşık 250 km’lik güzergâhın Yönetim Planı yapılmaya başlanmış ve bu süreçte yönetim merkezinin de nereye kurulacağına dair çalışmalar ve ön tespitler de yapılmaya başlandı.

Yakın Tarihimizin en önemli işlevlerinden birini yüklenmiş, tarihe tanıklık etmekten çok tarihi yaratmış olan İstiklal Yolu, 250 km’lik bir güzergâh içerisinde üç ilimizi kapsamakta. Türk Bağımsızlık Savaşı’nın en önemli art alanı olan, yapılan savaşların kazanılmasından en önemli lojistik destek hattı olan İstiklal Yolu Milli Parkı’nın geniş bir güzergâhı kapsaması, tarihi ve doğal düzlemde çok katmanlı bir yapıya sahip olması nedeniyle yönetim merkezi haliyle pratik anlamda koordinasyon ve eylem birimin nerede olacağı önem kazanmakta.,

Buradaki değerlendirme, İstiklal Yolu Milli Parkı yönetim merkezinin neden Kastamonu odaklı olması gerektiği, gerekçeleri, tarihsel ve kültürel delilleri, Kastamonu’nun sahip olduğu doğal ve ekolojik cazibe noktaları referans alınarak başka illerle kıyaslama yapılmadan ortaya konması amaçlanmaktadır.

Turizm Kavramı Açısından:

İstiklal Yolu Milli Parkı tarihsel bir konsepte oturan dört mevsim yaşanabilir ve faaliyet yapılabilir bir yapıya sahiptir. Yol, yakın tarihimize ilişkin onurlu bir geçmişe sahip olması nedeniyle yeniden güzergâh haline getirilmiştir. Bu genel anlamda milli park kavramı içerisinde tarihsel zemine sahip doğal bir destinasyonun oluşmasına neden olmuş ve bu da İstiklal Yolu Milli Parkına ayrıcalık kazandırmıştır.

İstiklal Yolu Milli Parkı’nın başlangıç noktası tarihsel doğrulukta da İnebolu kıyıları hatta Milli Mücadele yıllarından uygun bir liman olmaması nedeniyle İnebolu kıyılarının açıklarıdır. Keza o dönem tanımlaması içinde İnebolu için, “Anadolu’nun dünyaya açılan penceresi” denilmektedir.

Tarihsel zemine sahip doğal güzelliklerin olduğu güzergah tam manasıyla dört mevsim boyunca turizm adına birçok turizm türünün (Kültür ve tarih turizmi, treeking, hiking, kamping, kanyoning, kuş gözlemciliği (ornitoloji), yaban hayvan gözlemciliği vb. ) yapılmasına olanak sağlamaktadır. Burası bir turizm destinasyonu olarak kabul edildiğinde turizm kavramı ve faaliyeti açısından destinasyonun başlangıç noktası yönetim merkezinin de yer alması anlamında mantıklı ve idealdir.

Milli Park güzergâhı bir turizm destinasyonu olarak da kabul edildiğine göre, İnebolu’nun deniz, birçok eko sisteme sahip karasal art alanı, ilçenin kentsel sit olması, şehrin yerleşim tipolojisi ile sivil ve kamu yapıları ile gastronomisinden halk kültürüne, arkeolojik geçmişinden ilçenin ağırladığı tarihsel şahsiyetlere kadar benzersizliğinin oluşturduğu zengin turizm yelpazesi Milli Park Yönetim Merkezi olması açısından bir cazibe oluşturmaktadır.

Tarihsel Zemin Açısından (Güzergahın Kastamonu Önemi):

250 km’lik İstiklal Yolu Milli Parkı’nın 150 km’lik büyük bir kısmı Kastamonu ili sınırlarında yer almaktadır. Bu parkurun (Burada kastedilen Milli Park sınırına dahil edilen ve güzergahın hemen üzerinde yer alan noktalar) neredeyse hemen hemen her noktası arkeolojik anlamdan prehistorik dönemlerden yakın dönemlere kadar tarihin yaşadığı ve yaşatıldığı alanlar olarak görülmektedir.

Bu anlamda bakıldığında, İstiklal Yolu’nun Kastamonu merkezine girdiği noktada yer alan Göl Köy ve Fidanlık Mevkii, sadece Kastamonu’nun değil tüm Batı Karadeniz Bölgesi’nin en eski arkeolojik verileri olan Orta Paleolitik (MÖ 200.000) Döneme ilişkin taş alet bulgularını veren yerdir.

Güzergâhın tam üzerinde yer aldığı Küre Uzunöz Köyü’ndeki (Ecevit-Hanlar Bölgesi) Gizlice Höyüğü, Küre İmrenler Köyündeki İmrentepe Höyüğü, Seydiler OSB çevresindeki bazı höyükler ile Kastamonu il merkezi kale çevresinde tespit edilen arkeolojik materyal ve bilimsel çalışmalarla güzergâhın Kastamonu kısmının İlk Tunç Çağı’na (MÖ 3.500) kadar geri gittiğinin arkeolojik kanıtlarıdır.

Güzergâhın başlangıcında yer alan İnebolu, bölge kıyı kentleri içerisinde kıyıdaki yerleşimlerin en önemlisi olarak addedilebilir.Kentin tarihi çok daha gerilere gitse de MÖ 4. Yüzyılda Sinope kentinin bir kolonisi olarak yeniden kurulmuştur. Antikçağda ismi Abonuteikhos olan yerleşim MS 2. Yüzyılda merkezinde kurulan antik kült merkezi ile Roma Döneminde dönem dünyasının en önemli kehanet ve sağlık merkezlerinden biri olmuştur. Kentte kurulan ve ismini kültün tanrısı olan Glykon’dan alan antik yerleşim Roma İmparatorluk sarayının da gözde kehanet merkezlerinden biri olmuş ve bu sayede de dönem imparatoru (AntoninusPius-MS 138-161) izniyle ismini Abonuteikhos’tanIonopolis’e çevirmeyi başarmıştır. Bu kehanet merkezi ve din döneminde öyle ünlenmiştir ki arkeolojik anlamda dinin izleri Yunanistan, Balkanların büyük bölümü, Kuzey Karadeniz kıyıları, Anadolu’nun büyük bölümü, Antiokhia (Antakya) ve hatta Mısır’da bile takip edilebilmektedir.

Güzergâhın yine üzerinde bulunan Küre ilçesi de bir maden kasabası olarak geçmişi Kalkolitik Döneme (MÖ 5.500) kadar geri giden Anadolu’nun en eski madenci yerleşimlerinden biridir. İlçenin bu önemi madenleri nedeniyle tarih boyunca sürmüştür. Muhtemelen antikçağda da işletilen bu madenler antik Ionopolis kıyıları yoluyla birçok alana ithal edilmiş; Candaroğlu Beyliği Döneminde yoğun kullanıma sahip olmuş, İstanbul’un fethinde kullanılan şahi ve diğer topların dökümünde malzeme ve işçilik sağlamış, yine beylikler ve erken Osmanlı Döneminde Cenevizlilerle ticarette kullanılmış, Osmanlı Döneminde özel statüye sahip olmuş bir öneme haizdir.

Yine güzergâhın içinden geçtiği Kastamonu kent merkezi İlk Tunç Çağına (MÖ 3.500) kadar geri giden kesin tarihe sahiptir. Kent içerisinde Anadolu Arkeolojisi açısından ünik kaya mezarları tarihlendirmeleri ve içinde yer aldıkları kültüre göre değerlendirildiğinde MÖ 1. Bin’de bölge halkı olan Paphlagonların merkezi olduğunu göstermektedir. Bundan yaklaşık iki bin yıl sonra ise Bizans İmparatorluğunu 150 yıl boyunca yönetecek Komnenos Hanedanlığının çıkış yeri Kastamonu olacak hatta bu sülalenin ilk hanedanı da 1057 yılında Kastamonu’da imparator ilan edilecektir.

Kastamonu tarihten getirdiği bu önemi Türk-İslam çağlarında da sürdürmüş, bölgeyi Türkleştiren Çobanoğlu ve daha sonrasında da tüm Batı Karadeniz’e sahip olan Candaroğlu Beyliklerinin başkenti olmuştur. Bu yönetsel ve idari başkentlilik kendini Osmanlı Döneminde de eyalet merkezi olarak göstermiştir. Tüm bu dönemlere ait tarihsel yapılar ve izler de kentin dört bir tarafına dağılmış ve hala yaşar vaziyette görülebilirler. Tüm bu bilgilere bakarak Kastamonu kent merkezinin mevcut bilgiler ışığında içinde bulunduğu Batı Karadeniz Bölgesinin yaklaşık 4 bin yıldır merkezi ve başkenti olduğu görülebilir.

Güzergâhın tam üstünde yer alan ve Kastamonu’nun güney sınırını oluşturan Ilgaz Dağları ve özellikle de Kastamonu sınırlarında kalan Büyük ve Küçük Hacet Zirveleri de antik tarih ve klasik mitoloji açısından önem arz etmektedir. Hitit Döneminde Haharva-Kassu, antikçağlarda da Olgassys adı verilen Ilgaz Dağı, antik yazarlarca tapınaklarla donatılmış kutsal bir dağ olarak adlandırılmıştır. Antik mitolojide Tantalos Efsanesi ile anılan Ilgaz Dağı, antikçağda tanrıları konuk etmekten dolayı “EstiaTheon” yani “Tanrıların Sofrası” olarak ün kazanmıştır.

Yakın Tarih İçinde Güzergâhın Kastamonu Önemi:

1840’lar sonrasına Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa’daki ham madde ihtiyacının değişmesinden dolayı Karadeniz Limanları önem kazanmıştır. Bu noktada İnebolu İskelesi gelişmeye başlamış, geniş bir bölgenin ihraç noktası haline gelmiştir. Bu gelişim Ankara’dan İnebolu’ya ulaşan güzergâhta ticari hanların da sayısının çoğalmasına neden olmuştur. Öte yandan 1880’lerle birlikte İnebolu Limanı’nın yapılmaya başlanmasıyla birlikte bu güzergâh daha da önem kazanmış tüm Karadeniz Deniz Ticaretinin ana üslerinden biri haline gelmiştir.

Bu ticari önem 1. Dünya Savaşı ile stratejik önem olarak devam etmiş ardından da bu büyük savaşın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile hayati öneme sahip olmuştur.

30 Ekin 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması I. Dünya Savaşını fiili olarak bitirip görece bir barışı sağlıyorsa da, anlaşmanın maddelerine göre de Osmanlı Devleti’nin ve bu devletin sınırlarından yaşayan insanların yaşam hakkını ellerinden alıyordu.

Boğazların İşgali, Ordunun lav edilmesi, Gerekli görülerin yerlerin işgal edilebilmesi, Haberleşme, ulaşım ve istihbaratın işgal devletlerine devredilmesi; gibi Mondros Antlaşmasında yer alan maddeler, bir devletin bir idam ilanından başka bir şey değildi. Ve antlaşmadan bir gün sonra yani 1 Kasım 1918 de işgaller hemen başlamıştı.

Bu antlaşma ve işgallere karşı başta Mustafa Kemal olmak üzere birçok bağımsızlık yanlısı subay ve aydınlarla birlikte karşı bir tavır geliştirmiş ve vakit kaybetmeksizin bir bağımsızlık savaşı için çalışmalara başlamıştır. Mustafa Kemal’in başlattığı bu karşı duruş hareketin de 19 Mayıs 1919 tarihinde ilk tomurcukları yeşeren Anadolu Bağımsızlık Savaşı büyük bir örgütlenme gerektiriyordu. Bu çalışmalar milletin bir bağımsızlık savaşına inanması, bir ordunun kurulması ve bu ordunun lojistik açıdan beslenebilmesiydi.

Ancak lojistik destekleme, İtilaf Devletleri’nin ordularınca gerçekleştirilen işgallerden dolayı çok büyük bir problemdi. Doğu ve güneyde Fransızlar, Batı’da Yunanlılar, İstanbul’un işgali, İngilizlerin Gerede’ye kadar olan kontrol sahaları, Fransızların Karadeniz Ereğli ve Zonguldak’ı işgalleri ve bir yandan İstanbul Hilafet Ordularının Safranbolu ve Çerkeş’e kadar ulaşan hareketleri, mücadelenin kalbi olan Ankara’ya en yakın nokta olan ve halkınca vatanperverliği yüzyıllardır kanıtlanmış aynı zamanda da hiç işgal görmemiş İnebolu’yu jeopolitik olarak öne çıkarmış ve yürütülecek bir savaş için büyük bir önem kazanmıştı.

Hem bu gelişmeler hem de bu gelişmelere bağlı olarak alınan kararlar gereği Türk İstiklal Mücadelesinin lojistik hattının en önemlisi İnebolu-Ankara hattı olacak ve İnebolu dönem Anadolu’sunun dünyaya açılan penceresi olacaktır.

İstiklal Yolu’nun başlangıç noktası olan İnebolu’da askeri teşkilatlanma oluşturulmuş ve ayrıca Yükleme-Boşlatma Kumandanlığı da kurulmuştur.

Özellikle Mondros Antlaşmasından hemen sonra Kastamonu’da bu antlaşma ve hemen sonrasında gelen işgallere karşı birçok tepki etkinliği düzenlemiştir. Bunlar arasında özellikle 16 Mayıs 1919 İzmir’in işgaline karşı düzenlenen miting ile 10 Aralık 1919 tarihine Anadolu2nun da ilk kadınlar mitingi olan eylemler büyük ses getirmiştir. Bu mitinglerin yanı sıra Açıksöz Gazetesi gibi Milli Mücadele yanlısı gazete ve yayınlar, İnebolu ve Kastamonu’da örgütlenmeler ve cemiyetler, ayrıca 16 Eylül 1919’da Kahraman Şevket Bey’in çabalarıyla Kastamonu’nun Kuva-i Milliye ile birleşmesi, kongrelere mebuslar gönderilmesi gibi gelişmeler İstiklal Yolu’nun oluşmasından önce de zaten Kastamonu’nun üzerine yüklenen tarihsel misyonun varlığını ve bu misyonun bilincinde olduğunun göstergesidir.

İstiklal Yolu’nun ve bölgenin stratejik önemine binaen tüm bölge denetimi ve İstiklal Yolu’nun işleyişi Kastamonu merkezde kurulan “Kastamonu ve Bolu Havalisi Kumandanlığı; İnebolu’da Anadolu’ya tüm girişleri denetlemek ve güvenliğini sağlamak amacıyla “İnebolu Menzil Hat Komutanlığı” gibi askeri ve idari anlamda tüm dinamik kurumlar Kastamonu’da oluşturulmuş ve tüm bölge sevk ve idaresi buralardan sağlanmıştır.

İnebolu’nun ve İstiklal Yolu’nun Türk İstiklal Savaşı açısından önemini bilen işgali Yunan Kuvvetleri buradan savaşın ana damarlarını besleyen sevkiyatları engellemek adına 9 Haziran 1921 yılında ilçeyi iki kez donanması ile bombardımana tutmuştur. Bu saldırıda İnebolu halkının özverili çalışması ile kıyıdaki silah ve lojistik destek zarar görmeden kurtarılmış ve aynı zamanda Menzil Hat Komutanlığına ait top bataryaları sayesinde de saldırı daha büyümeden bertaraf edilmiştir.

Bölgenin önemi ve önemin merkezinde yer almasından dolayı İstiklal Savaşı boyunca iki kez kurulan İstiklal Mahkemeleri Kastamonu merkezinde kurulmuştur.

İnebolu Limanı 1920-1922 yılları arasında bir noktada Anadolu’nun hem siyasi hem de askeri anlamda kalplerinden biri olmuştur. Tüm siyasal gelişmeler, güncel tartışmalar İnebolu’da gerçekleşmiş buradan Anadolu geçen fikir insanlarınca yayılması sağlanmıştır. İnebolu bu süreçte, Anadolu’nun önemli düşünürlerini, yazar ve şairleri ile komutanlarını, İstiklal Mücadelesini yürüten tüm beyin takımını ağırlamıştır. Kent ve aynı zamanda Ecevit Mevki mücadelenin baş isimlerinden olan Kumandan Refet Bele, İpsiz Recep ve Çetesi hata Osmanlı Veliahdı gibi müstesna isimleri bile ağırlamıştır.

İnebolu ve aynı zamanda İstiklal Yolu güzergâhını geçen ve konaklayan birçok düşünür, yazar, gazeteci, subay ya da siyasi karakter savaş yılları sonrasında oluşturdukları hatıratlarında İstiklal Yolu’nun en dramatik sahneleri hep İnebolu-Kastamonu hattından vermişler, Kastamonu sonrası güzergâhlarda olaylar, düşüncelerden çok sadece yol konaklama noktalarının isimlerini vermekle yetinmişlerdir.

Bu tanıklılar içinde Fransız Gazeteci Ann Bridge, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İstiklal Mahkemeleri Başkanı Mustafa Necati, Rauf Orbay, Enver BehnanŞapolyo, Nazım Hikmet, Nurettin Peker, İhsan Ozanoğlu, Malta Sürgünü subay ve fikir adamları ile hatta Vehbi Koç’un isimleri verilebilir.

Bu tanıklıkların yanı sıra İstiklal Yolu isimli ya da isimsiz olarak destanlaşan tüm isimlerin Kastamonu’dan çıktığı görülmektedir. İsimsiz anlamda milletin cephanesini ya da malını neredeyse evladından bile önemli gören kadınlarımız, dedelerimiz gibi, isimli olarak da Cide’nin Halime Kaptanı, Kastamonu Merkez Halife Köyü’nden Gazi Halime Çavuş, İnebolulu Hamamcı Kadı Salih Reis ve Şehit Şerife Bacı gibi örnekler verilebilir.

Kayıtlara göre 28 Ağustos 1920 de başlayıp 3 Mart 1922 tarihine kadar devam eden sevkiyatlarda askeri ve sivil motorlar, vapur, gambot, römorkör, hatta deniz altılarla bile gelen malzemeler vardı. Bunlar içinde toplar, top mermileri, makineli ve normal tüfekler ve mühimmatları, kasaturalar, süngüler, gaz maskeleri, yağdanlıklar, temizlik ipleri, çadır ve diğer askeri malzemelerle birlikte sıhhi malzemelerde taşınmıştır. İstiklal Yollu, Milli Mücadelenin kazanılmasında büyük rol oynayan cephane ve lojistik desteğin aktarımının yanında, mücadeleyi yönlendiren ve bağımsızlık aşkı ile yanıp tutuşan beyin takımının da Anadolu’ya geçiş güzergâhı olmuştur.

İstiklal Yolu’nun en yoğun olarak işlediği dönemde Mustafa Kemal Atatürk Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da sözü ile dönemin ve İstiklal Yolu’nun önemini ölümsüzleştirmiştir.

Cumhuriyetin ilanından yaklaşık bir yıl sonra 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İnebolu Mavnacılar Loncasına Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirmiştir. Bu nişan İstiklal Yolunun karasal olduğu kadar deniz yollu da bir lojistik hatta olduğu ve sevkiyatın başarısındaki İnebolulu Denizcilerin önemini ortaya koymuştur.

1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk Ankara’dan hareketle aynı gün içinde Çankırı’dan geçerek Kastamonu’ya gelmiş ve 24-31 Ağustos tarihleri arasında Kastamonu gezi ve incelemesini gerçekleştirmiştir. Bu gezinin amacı Kastamonu’nun Milli Mücadele Dönemindeki tüm yararlılıklarının taltif edilmesi ve haklı bir gurur olarak bir inkılabın burada gerçekleştirilerek Devrim Kenti olarak onurlandırılmasıdır.

Genel anlamda bakıldığında Kastamonu resmi kayıtlara göre nüfusa oranla Milli Mücadele Döneminde Anadolu’nun Ankara ve Konya ile birlikte en çok şehit veren üç ilinden biri olmuş ve bu tarihsel onur gerçekliği 1985 yılında yapılan Şehitler Anıtı ile de taltif edilmiştir.

Günümüz Tarihi Kapsamında Güzergâhın Kastamonu Önemi:

Bir ahde vefa olarak İstiklal Yolu üç ili kapsamasına karşın ilk olarak Kastamonu Valiliği’nin ve halkının çabaları ile yeniden hatırlatılmış, canlandırılmış ve il içinde kalan güzergâhta bu yakın geçmişin önemli tanıklığı olarak hem tarih hem de turizm konseptinde yaşanabilir olması için faaliyetler yapılmıştır.

Bu kapsamda ilk çalışmalar 2006 yılında başlamış, 2008 yılında İnebolu’dan Ilgaz’daki Çankırı sınırına kadar olan parkur uluslar arası standartlarda rotalandırılmış, rota üzerine bilimsel, popüler tarih ve rehber yayınlar yapılmış ve hem ulusal hem de uluslararası mecralarda tanınması için kampanyalar yapılmıştır. Bu kampanyalar içinde Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünde her yıl toplu yürüyüşler düzenlenmiş, İstiklal Yolu’nun tüm mevsim kullanılabilir olduğuna ilişkin uygulamalar gösterilmiştir.

Bunun yanında hem tarihsel hem de turizm temelinde İstiklal Yolu’nun kullanılabilir olması açısından 2006-1018 yılları arasında, İnebolu Türk Ocağı Binasının restorasyonu ve müze haline dönüştürülmesi, İnebolu Kent Müzesi’nin açılması, İnebolu’da tarihsel yapı ve sivil mimarlık öğelerinin restorasyonu, Küre ErsizlerdereMevkinin turizm alanı ilanı, bölgede kamp alanlarının oluşturulması, Küre Ecevit Hanının yeniden rekonstorükte edilmesi ve işlev verilmesi, Seydiler İlçesinde Şehit Şerife Bacı Kültür Evinin ve Şehitler Anıtının yapılması, Kastamonu Merkezde Arkeoloji Müzesinin restorasyonu, Mimar Vedat Tek Kültür Merkezi düzenlenmesi ve Türkiye’nin bir ilki olan Şapka Müzesi’nin açılması düzenlenmesi, Cumhuriyet Alanı, Kışla Parkı Atatürk Şehitler Anıtı ile Olukbaşı Şehitler Anıtının düzenlenmesi ile yol boyunca çeşitli sanatçı, tarihsel şahsiyete ait heykel ve anıtların dikilmesi gibi düzenlemelere imza atılmıştır.

Kültür ve Doğa Turizm Kavramı Açısından:

İstiklal Yolu Milli Parkının geçtiği hat olarak Kastamonu sınırlarına bakıldığında, Kültür Turizmi açısından oldukça zengin olduğu görülür. İlk olarak güzergâhın tam içinden geçtiği İnebolu, Küre ve Kastamonu kentsel sit içerisinde yer alan yerleşimlerdir. Bu yerleşimlerde ve güzergâhın diğer yerleşimlerine bakıldığında, tarihsel sit, arkeolojik sit ile birlikte 1000 civarında tescilli taşınma yer almaktadır. Bu tescilli taşınmazlar içinde kamu yapıları, arkeolojik anıtlar ile hem Karadeniz kıyı mimarisi hem karasal-dağ mimarisi hem de iç bölge kırsal ve kentsel mimariyi gösteren sivil mimarlık yapıları oldukça zengindir.

Yukarıda belirtildiği gibi İstiklal Yolu’nun geçtiği neredeyse tüm yerleşimler arkeolojik bir geçmişe sahip olup bu geçmişi de sergileyebilmektedirler.

İstiklal Yolu’nun Kastamonu’dan geçen bölümü 2010 yılından bu yana Tarihi Sit kapsamındadır.

Yukarıda sayılan kültürel ve turizm alt yapı çalışmaları ile birlikte güzergah üzerindeki turizm tesisi ve yatak sayısı da bölgedeki turizm hareketliliğini karşılayacak düzeydedir.

Doğa Turizmi açısından bakıldığında güzergâh deniz, orman, jeolojik yaratım zenginliği, yaban hayatı çeşitliliği, kırsal etnografyanın yaşanabilirliliği gibi geniş bir yelpazeye sahiptir.

Güzergâh üzerinde bir başka Milli Park olan Ilgaz Milli Parkı’nın büyük çoğunluğu Kastamonu sınırlarında kalmaktadır. Ayrıca birçok turizm gelişim alanı, koruma alanı gibi özel alanlar mevcuttur.

İstiklal Yolu Milli Parkı Güzergahı yakınındaki Cazibe Noktaları:

İstiklal Yolu Milli Parkı başlı başına tarihsel zemin üzerine oturmuş bir turizm destinasyonu olsa da bu yolu ve bölgeyi çekici kılacak birçok özellik ve bölge bir cazibe merkezi olarak da karşımızda durmaktadır.

Bu alanlardan ilki başka bir Milli Park olan Küre Dağları Milli Parkının alana çok yakın oluşudur. Aynı İstiklal Yolunda olduğu gibi, jeolojik oluşumların zenginliği, endemik tür çeşitliliği, yaban hayatı zenginliği gibi unsurlarla üç binyıldır değişmeyen flora örtüsündeki el değmemişliği ile bölgeye ilgi çeken bir cazibe noktasıdır.

Bir başka çekim noktası Kastamonu kıyı bandıdır. Buradaki eşsiz ve Karadeniz’de nadir görülen koyların varlığı yine Karadeniz bandındaki az rastlanılan sahillerin varlığı, dokusu bozulmamış köylerin bulunması, deniz ile ormanın bir arada bozulmamışlığı gibi romantik unsurlar İstiklal Yolu ve çevresini önemli kılmaktadır.

Küre İlçesi bölgesindeki Ersizlerdere Kanyonu, Karacehennem Kanyonu gibi jeolojik oluşumlar adrenalin turizmi açısından önemli noktalar iken, il sathında tüm güzergahın sahip olduğu orman dokusu, flora ve fauna zenginliği, orman altı ürünlerinin fazlalığı ile yine orman altı ürün olan mantar çeşitliliği ile endemik bitki türlerinin gözlenebilir olması bir başka cazibe unsurudur.

Değerlendirme

Kasım 2018 yılı itibari ile Milli Park statüsü kazanan İstiklal Yolu için yönetim planı ve Milli Park yönetim merkezinin oluşturulması gündeme gelmiştir.Bu yönetim merkezinin, yukarıda sayılan unsurlar göz önüne alındığında Kastamonu ilinde ve özellikle de İnebolu ilçesinde olması hak edilen bir özellik olarak öne çıkmaktadır.

Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün hazırlanmaya başladığı yönetim planında hareket noktası olarak “Ahde Vefa” kavramını şiar olarak bellemiştir. Ahde Vefa kavramı içerisinde yukarıda delilleri ve özellikleri sıralanan hem tarihsel hem de turizm alanındaki olgulara sahip olmasıyla yönetim merkezinin İnebolu İlçemizin olması geçerli ve mantıksal bir haktır.

İstiklal Yolu’nun başlangıcını, variyetini oluşturan İnebolu; henüz karasal yoldan başlarken güzergâhın denizden başladığı İnebolu; tüm tarihsel tanıklıklarda hem dramatik hem de trajik yaşanmışlıkların geçtiği yerlerin İnebolu olması, neredeyse tüm bilinen tarihsel şahsiyetlerinin ve tarihe damga vuran isimlerin yani İstiklal Yolu dendiğinde akla gelen sembollerin tümünün Kastamonulu olması, var olmak ve var etmek adına ilçesi bombalanan İnebolu olması ve ayrıca yukarıdaki maddelerde anlatıldığı gibi çok katmanlı ve çok çeşitli hem kültürel hem de kültürel anlamda özelliklere sahip Kastamonu’da İstiklal Yolu Milli Parkı Yönetim Merkezinin işin odağı, özü ve dinamiği olan Kastamonu’da ve bilhassa İnebolu’da olması doğal bir haktır.

Tarihsel zemin dışında, turizm zemininde deniz, doğa, tarih ve kültür dörtgeninde yer alan İnebolu’nun tüm özellikler göz önüne alındığında turizm destinasyonunda başlangıç noktası olması yine göz ardı edilemez.

MURAT KARASALİHOĞLU / KASTAMONU GAZETESİ

BARIŞ İLYASOĞLU

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER